Header Ads

Ağrılar ile İlgili Bulunmaz Bir Kaynak (AĞRI VE DEONTOLOJİ (TIP AHLÂKI)

ALTINCI BÖLÜM
AĞRI VE DEONTOLOJİ (TIP AHLÂKI)


Ağrılı hasta ve etik sorunlar üzerinde bugüne dek yeterince durulduğu söylenemez. Hekimlerin hastayı değerlendirmesinde, uygulanan tedavi yöntemlerinde, ağrı gibi sübjektif bir olayın ele alınmasında hastanın içinde bulunduğu sosyoekonomik ve moral değerlerin de gözönünde bulundurulması gerekir. Kısaca anımsatmak gerekirse Batı'da moral psikolojik felsefede utilitariyen ve deontolojik iki yaklaşım geçerlidir.
Utilitariyanizme(utilitarian) göreSonuç amacı haklı çıkartır biçiminde özetlenmiştir. Jeremy Benton (1748-1832) ve John Stuart Mill'in (1806-1873 )

Utilitariyanizm Eski Yunanca Telos yani son sözcüğünden türemiştir. Bir hareketin iyi sonuçlar doğuruyorsa moral yönden doğruluğunu ileri süren bir görüştür. Sonuç amacı haklı çıkartır biçiminde özetlenmiştir. Bu sistem Jeremy Benton (1748-1832) ve John Stuart Mill'in (1806-1873) yapıtlarında formüle edilmektedir. Utilitariyanizme(utilitarian) göre bir hareketin kendi içinde moral olarak yanlış olmadığı, sonuçlar açısından değerlendirilmesi gerektiği şeklinde bir sonuç ortaya çıkabilir, örneğin tedavi edilebilecek durumda olan bir hasta insanlığa zarar vermiş bir diktatör ya da katilse öldürücü dozda morfin verilmesinin yanlış olmadığı ileri sürülmektedir. Yani böyle durumlarda cinayetin kendisi yanlış değildir. Ancak utilitariyen felsefeye göre böyle bir durum hekimleri zor durumda bırakacaksa hekimlere karşı inancı sarsacaksa yanlış olabileceğini ileri sürmektedir. Utilitariyen felsefe insanlığın yararına olacaksa bir çok tıbbi deneyde insan ve hayvanların kullanılabileceğini de ileri sürmektedir.

Deontoloji ile utilitariyanizm arasındaki en temel fark en iyiyi elde etmenin o ilkenin doğruyu göstermediğini ve yeterli olmadığını ileri sürmesidir.

Deontoloji ise Eski Yunanca deon (görev) sözcüğünden türeyen ve görev kavramının, sonuçların bir fonksiyonu olmadığını ileri süren görüştür. Batıda çeşitli ekoller arasında etik terimi ile deontolojik terimi çoğu kez eşanlamlı kullanılmaktadır. Kant bu görüşü "insanları kendileri için sonuç olacak, sizin için de amaç olacak şekilde tedavi ediniz" şeklinde formüle etmektedir. Deontolojinin başlıca öğeleri otonomi, zarar vermeme, haklılık, dürüstlük ve güvenilirliktir. Bir hareket bütün moral değerlere yeterli özen gösterildiği takdirde doğrudur. Bu moral zorunlulukların temelleri yüksek bir görev ahlâkına dayanmalıdır. Deontoloji ile utilitariyanizm arasındaki en temel fark en iyiyi elde etmenin o ilkenin doğruyu göstermediğini ve yeterli olmadığını ileri sürmesidir.

Yani uygulanacak yöntemlerin ve sonuçlarının hasta yerine hasta yakınlarına açıklanması gerekebilmektedir.

Deontolojinin birinci ilkesi olan otonomi kişinin kendi durumunu bilme ve koşullarını ona göre kendi rızası ile ayarlayabilme ve denetleyebilme hakkıdır. Ağrılı hastaların en önemli yakınmalarından birisi bu özerklik hakkının ortadan kalkmasıdır. Hastane koşullarına uyma zorunluluğu, belirli hareketlerin kısıtlanmış olması,ağrı yakınması ile zaten bunalmış olan hastanın daha da bunalmasına neden olmaktadır. Hastaya yapılacak girişimlerin ayrıntılı olarak anlatılması ve mutlaka yazılı onayının alınması gereklidir. Hastaya yeterli bilgi verilmeli, tedavi sınırları, ortaya çıkması olası yan etkiler anlatılmalıdır. Ancak bazı durumlarda paternalizm uygulaması gerekli olmaktadır. Yani uygulanacak yöntemlerin ve sonuçlarının hasta yerine hasta yakınlarına açıklanması gerekebilmektedir. Örneğin kanserli hastalarda yaşam süresi ve uygulanacak tedavi risklerinin anlatılması hastada ruhsal çöküntüye neden olabilmektedir. Batı ülkelerinde kanserli hastalara yaşam süreleri ile ilgili kesine yakın bilgi verilmektedir. Ülkemizde de bu tutumu savunan hekimler bulunmaktadır. Ancak bugüne dek edindiğimiz deneyimler ve gördüğümüz olgular şiddetli ağrılar içindeki kanserli hastalara onların umudunu yitirecek her türlü açıklamanın yanlış olduğunu göstermektedir. Bu noktada paternalizm ilkesi uygulanmalı ve hasta yakınlarına gerekli bilgi verilirken hastanın umudunu yitirmesine neden olacak doğrulardan kaçınılmalıdır.
Diğer önemli bir nokta ağrılı hastaların ötanazi isteği karşısında alınması gereken tavırdır. Bu noktada hastaları ikiye ayırmak gerekir. Kanserli hastalar ve kanser dışı nedenlere bağlı olarak şiddetli ağrılardan yakınan hastalar. Kanserli hastaların yüzde 90'ının özellikle yaşamlarının son döneminde çok şiddetli ağrılardan yakındıkları bilinmektedir. Bir çok kanserli hasta durumunun bilincine varmakta ve yaşamının sona erdirilmesini istemektedir. Eski Yunanca'da güzel ölüm anlamına gelen ötonazi burada gündeme gelmektedir. Ötanazi terimi tarihte ilk kez 17. yüzyılda İngiliz filozofu Francis Bacon (1561-1621) tarafından ortaya atılmıştır. Bacon'a göre "Hekimin görevi sağlığı geri vermek ve acıları azaltmaktır. Acıları azaltmak görevi yalnız hastayı iyileştirmekle değil, gerektiğinde ona kolay ve rahat bir ölümü sağlamakla da olabilir." Ancak ötanazi insani ve kriminal olarak ikiye ayrılmaktadır.

Diğer önemli bir nokta ağrılı hastaların ötanazi isteği karşısında alınması gereken tavırdır.
İnsani ötanazi kişinin onayı alınarak uygulanabilir. Kriminal ötanazi ise emirle olmaktadır. Hitler Almanya'sı 1940 yılında ötanaziyi toplumsal plana dahil etmiştir. Hitler "yaşaması faydasız ve sağlıksız insanlar toplumdan çıkartılmalıdır" demiştir. 1946'da Nürnberg yargılamaları sırasında Hitler Almanya'sında 200.000 çocuğun bu şekilde öldürüldüğü ortaya konmuştur.
Hastayı acılardan kurtarmak için uygulanan ötanazide hastanın onayı, dayanılmaz şiddette ağrılar ve tedavisi imkansız hastalık üçlüsünün mutlaka bir arada olması gerekmektedir. Ünlü tarihçi Arlond Toynbee'ye göre compos mentis (sağduyuya) sahip bir hastanın ötanazi istemesi bir anlamda aman dilemesidir. Hastanın bilinci yerinde ise ve yaşamından umut kesilmişse kabul edilmesi gerekir. Çünkü insan, insanca yaşama onuruna ve hakkına sahiptir.


tanazide hastanın onayı, dayanılmaz şiddette ağrılar ve tedavisi imkansız hastalık üçlüsünün mutlaka bir arada olması gerekmektedir.

Ötanazi düşüncesi bir anlamda geçmişte tıbbın ağrı karşısında çaresizliği ile ortaya atılmıştır. Son yıllarda Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından başlatılan Kanserde Palyatif Bakım Kampanyası kanserli hastanın yaşam niceliğinin yani süresinin değil, yaşam niteliğinin artırılmasına yöneliktir. Bugünkü gelişmeler ışığında ağrı konusunda özgünleşmiş ağrı kliniklerinde kanser ağrılarının yüzde 95'e varan oranda kontrolü mümkündür. Tıbbın gelişmesi ile birlikte ağrılar yüzünden ötanazi düşüncesi de tarihe karışacaktır kanısındayız.
Türkiye'de ise ötanazi suç olarak kabul edilmektedir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi'nin 13/3. maddesi: "Tabip ve diş tabibi teşhis, tedavi veya korunmak gayesi olmaksızın hastanın arzusuna uyarak veya diğer sebeplerle akli veya bedeni mukavemeti azaltacak bir şey yapamaz" demektedir. Ötanazi Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesine göre kasten adam öldürmek suçu olarak kabul edilmektedir.

Hiç yorum yok

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.