Header Ads

Tıp ve eczacılığın kökenleri hakkında...

ECZACILAR BİR ZAMANLAR YARI DOKTORDULAR. MAHALLE  KÜLTÜRÜNÜN HALEN SÜRDÜĞÜ SEMTLERDEKİ ECZACILAR, YAKIN TARİHLERE KADAR, YILLARIN VERDİĞİ DOSTLUKLA BİLİRKİŞİ MAKAMINA OTURTULUR, BİNBİR ÇEŞİT KONU DANIŞILIRDI SAĞLIK HİZMETİ YAYGINLAŞTIKÇA, BU İLİŞKİ DE GERİLEDİ

 
Eve, vergi borcum olduğuna dair bir yazı geldi. Adres doğru ama isim farklı. Araştırdım, evin benden başka üç sahibi daha var görünüyor. Ne yapacağım şimdi ben?" Ağabey! Ahmet Bey ile karısı kavga ediyor, koş!" Lağım patladı, mahalle felaket durumda... Ne yapalım?" Doktora yolunuz düşmüşse, çıkışta adım başı sıralanan eczanelerden birine girer, reçetenizi uzatırsınız. Eczacı reçeteyi alır, ilaçları verir. Siz paranızı öder, faturanızı alır teşekkür edersiniz. 0, "Geçmiş olsun," der ve siz çıkarsınız, Aradaki ilişki bundan ibarettir Ama herkesin birbirini tanıdığı,
Mahalle kültürünün yaşandığı, sağlık kuruluşlarının bu kadar yaygın olmadığı kısa bir süre öncesine kadar durum böyle değildi. Biraz önce okuduğunuz cümleler, şu anda yüksek bloklara dönüşen mahallenin kuruluş aşamalarında işyerini açmış bir eczacıya yöneltilmiş sorular Bu soruları uç örnekler olarak verdik. Ama eskisiyle yenisiyle tüm eczacılar, kendi alanlarına girmeyen tıbbi sorulara her daim muhatap olurlar "Sadece tıp alanında değil, sorular aklınıza gelmeyecek konularda," diyor eczacı Gürol Çelik, "ama tahliller kesinlikle önce bize gelir 'Doktora gidemedim, şu tahlile bir baksan da, gerekmiyorsa doktora gitmeyeyim, denilir Bilebildiğimiz kadarıyla cevaplarız, araştırırız. Ama kesinlikle doktora gitmesini de söyleriz. 'Sen yarı doktorsun' derler, ben de 'hayır, yarı doktor değil tam bir eczacıyım, derim, tamamen farklı disiplinler Çok iyi bir eczacı olduğumu iddia edebilirim. Ama hastalıklar söz konusu olduğunda, kendi alanında en kötü doktor bile, en iyi eczacıdan iyidir"

Zorunluluktan kaynaklanan istisnalar yaşanmış elbette. Doktora gidemeyeceği her halinden belli bir mahalleliye ilaç vermek, küçük yanık ve benzeri durumları tedavi etmek gibi... Veya minicik bir hastayı karda kışta uzaktaki bir hastaneye göndermek yerine iğnesini yapmak gibi... Ama sağlık ocakları ve özel dispanserlerin sayıları arttıkça, sağlık hizmeti daha kolay ulaşılabilir hale geldikçe bu tür zorunluluklar da ortadan kalkmış. Dolayısıyla mahalle eczaneleri de giderek esas işlevlerine dönecek; reçete yapacaklar ve dirhem dirhem ölçerek ilaç hazırlayacaklar.Majistiral ilaç da denilen, eczane yapımı ilaçlar, doktorun iki ilacın karışımını istemesi veya beklememesi gereken maddeler içeren formüllerde gerekiyor Aslında eczacıların işlerinin bu kısmı, eczacılık mesleğinin de esas hali. Biraz gerilere giderek eczacılığın doğuşuna bakalım.

KÖKENİ MEZOPOTAMYA, ANADOLU

Tıp ve eczacılığın kökenleri hakkında elimizde kesin bilgiler yok. 'Hastalık' elbette insanlık kadar eski ama ilaçlarla ilgili en eski bilgiler, milattan 3000 yıl kadar önce yazılmış olan Sümer tabletlerinde bulunuyor Daha sonraları, Mısır papirüslerinde, Çin, Hint, Arap ve Acem yazmalarında bu konuda geniş bilgi var Eczacılık sanatının, uygarlığın beşiği olan Mezopotamya, Anadolu ve Mısır'da doğduğu kabul ediliyor Eski çağda ilaçların genellikle bitkisel kökenli drog-larla (ot ve kökler) hazırlanması nedeniyle, bu dönemde eczacılık 'drogları tanımak ve bunlardan basit yöntemlerle ilaç hazırlamak' demekti. Avrupa bu alanda daha arkadan geldi. Ortaçağ'da kilise, eczacılığın yapıldığı ve geliştirildiği tek kurumdu. Manastırların bahçelerinde tıbbi bitkiler yetiştirildi, droglar elde edildi ve hekim rahipler ilaçlar hazırladı. Bu dönemlerde hekimler hastanın kullanacağı ilaçları da hazırlıyordu ancak drogları toplayıp, kurutup satan bir esnaf grubu, daha Romalılar döneminde ortaya çıkmıştı. Bu esnaf, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 'kökçü' olarak tanınan esnafın karşılığıydı. Aktarlar ise kendi ülkelerinde elde edilen drogların yanında, dış ülkelerden gelen drog ve baharatları da dükkânlarında satıyordu. Roma İmparatorluğu döneminde drog satıcılarının yanı sıra ilkel maddelerden ilaç hazırlayan bir başka esnaf grubu ortaya çıktı. Bazıları ürünlerini gezerek, bazıları dükkânlarında satıyordu. Hekimler 6'ncı yüzyıldan itibaren ilaç hazırlama görevlerini bu gruba bırakmıştı. Hekimler reçete yazıyor, onlar ilaç yapıyordu. Yine de hekimlik ve eczacılığın birbirinden tam olarak ayrılması için yüzyıllar geçmesi gerekti.

Müslüman âleminde eczacıların piri Lokman Hekim'di. Tıp ve eczacılık tarihi kitaplarında Arap, Çin, Hint ve İran tıbbı ve eczacılığı hakkında ayrıntılı bilgiler bulunurken, ne yazık ki eski Türkler'de eczacılık veya tıp hakkında hemen hiçbir bilgi yok. Selçuklular döneminden eczacılık ve kullanılan ilaçlar hakkında bilgi aldığımız en önemli eserler İslam dünyasında eczacılığın babası kabul edilen El- Biruni ile İbn El-Baytar'ın kitapları. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilaç için gerekli ilkel maddeleri sağlayan ve ilaçları yapanlar, aktarlardı. 19'uncu yüzyıl ortalarında sadece İstanbul'da 500 kadar aktar vardı. Drog ticaretinin merkezi, İstanbul'da Mısır Çarşısı'ydı. Buradaki 100 dükkânın yarısı aktarlarındı. İstanbul'da Av-rupa'dakilere benzer ilk özel eczanelerin 18'inci yüzyılın ortalarında yabancı uyruklu eczacılarca açıldığı ve Kırım Savaşı (1854) sırasında Avrupa devletlerinin ordularıyla birlikte İstanbul'a gelen yabancı hekim ve eczacıların etkisiyle sayılarının arttığı sanılıyor Bu tarihlerde İstanbul'da çoğu bugünkü Beyoğlu ve Ga-lata'da olmak üzere 45 eczane var Türk eczacılar, 1888 yılından itibaren İstanbul'da özel eczane açmaya başladı. Başladı derken, 1888'de sadece iki eczaneden söz ediyoruz. 1890'da İstanbul'da yaklaşık olarak 265 eczane var Bunlardan yalnızca dördü Türk. Aynı yıl Anadolu'daki eczane sayısı da gerçekten parmakla sayılacak kadar az. Adana'da beş, Ankara'da iki, Bursa'da yedi, Diyarbakır'da sekiz, Edirne'de yedi, Erzurum'da dört, izmir'de 40, Konya'da iki, Trabzon'da üç... Eczanecilik Cumhuriyet döneminde yapılan düzenlemelerle birlikte bugünkü durumunu kazandı. 2010 yılı itibarıyla İstanbul'da eczane başına 2 bin 693, Ankara'da 2 bin 267, İzmir'de 2 bin 250 kişi düşüyordu.

Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde eczaneler sadece büyük şehirlerde toplanmıştı. Bazı illerde ve birçok ilçede eczane yoktu. Nüfusun yaklaşık 70 bin olduğu 1924'te İstanbul'da 300 kadar eczane vardı. Bu eczanelerin durumu Sağlık Bakanlığı Müfettişi Eczacı İ. H. Yeşilyurt tarafından şöyle tarif ediliyor "Alışverişi kıt ve dükkânları hemen hemen boş bir vaziyette ve mali bakımdan da acınacak haldeler."

Hiç yorum yok

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.