Header Ads

TOPLUMLARIN GELİŞİMİNDE ANNELERİN ROLÜ...

JURGEN BARTSCH VE ADOLF HITLER ÜZERİNDEN DÜNYA TOPLUMLARINDA ANNELERİN ROLÜNÜN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞUNA DAİR YAPTIĞIM ARAŞTIRMA VE TEZİMİZİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUZ

Geçenlerde ülkemizde çocuk suçlular ile ilgili araştırma yaparken ilginç bir istatistiğe ulaştık çocuk suçluluların, toplamının %80'ni annesiz çocuklardan ortaya çıkması ve bu suçlu çocuklarda babasızlığın etkisinin çok az olduğu çıkmış. Annelerin varlığı aslında baktığınız da çocuğun gelişimi için ne kadar önemli bir olgu olduğu ve annenin kültürel,sosyal ve ekonomik durumunun bu gelişimde büyük önem taşıdığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Toplumda aslında şikayet ettiğimiz davranış var ise bu davranışların oluşmasında sebep annenin davranışlarının yönü olarak karşımıza çıkıyor. Anne konuşmalarında ve hareketlerinde kocası tarafından belli oranda dayak yemenin çok büyük sorun olmadığı izlenimini çocuğuna taşırsa çocuk bu davranışın doğru olduğu kanısına kapılacaktır birde kendi çevresinde bu tür örnekler çok ise ileride bu çocuk kız ise dayak yemeye alışacaktır erkek ise dayak atacaktır.


Anne eğer babanın yanlışlarını tarafsız ve saygılı bir  şekilde çocuğuna iletebilir ise bu sefer çocuk yapılan yanlışın farkına vararak çevresinde yapılan yanlışları da görecektir. Anne çocuğunun baba tarafından eğitilmek adına maruz kaldığı baskıyı ve şiddeti mahalle baskısı, yanlış örf ve adetlerden veya dinsel bilgilerin yanlış yorumlanmasından kaynaklı yapılan şiddeti ve baskıyı doğru görüp çocuğunun yanında değilde babanın yanında olması bu çarpık büyümeyi daha üst noktaya taşır.

Toplum içinde kendine yer edinmeye çalışan çocuklara verilen öğütlerde eğer yanlış öğütler ve uygulamalar olursa bu durumda çocuğun gelişiminde haliyle toplumunda gelişimini kötü etkileyecektir.

Bu yüzden bir toplumun aslında şekillenmesinde annelerin rolünün büyüklüğü anlaşılmalı, eğitim ve öğretim anneler üzerinden yapılmalıdır yargısını ortaya çıkarmakta. Annelerin ekonomik durumunu da yükseltmek yine çocuğun gelişiminde önemli bir etken olarak karşımıza çıkacaktır. Şuan geri kalmış toplumların hepsinde aynı sorun vardır ve Türkiye'de gündemi oluşturan sorunların hepsi bu yetiştirme tarzından kaynaklı oluşmaktadır. 


Bu araştırmaları yaparken karşımıza Adolf Hitler'in hayatı ve çocukluğu ile ilgili bir haber ilgimi zi çekti ve sizlerle paylaşıyoruz.

BİR insanın sapık kinlerin etkisi altında yaşaması ve koca bir ülkenin onun peşinden çılgınlığın kucağına düşmesi bir psikanalist için bile şaşırtıcıdır.

adolf hitlerin hayatı
Bu masum yüzün, dolaylı olarak
50 ila 70 milyon insanın
dolaysız olarak da 6 milyon insanın
ölümüne sebep olduğuna kim inanabilir.
Aslında, davranışlarımız, en az aklımız kadar, kökleri çocukluğumuza uzanan saçma heyecanlardan etkilenir. Bakın Alice Miller, Hitler için neler diyor. "Elimizdeki belgelerden Hitler'in nasıl bir ortamda büyüdüğü hakkında kolayca fikir ediniyoruz. Ailesinin yapısı aşırı otoriter rejimin bir örneği olarak kabul edilebilir. Tek tartışılmaz otorite ve güç, hoyrat bir babanın elindedir. Karısı ve çocukları onun isteklerine, kaprislerine, keyfi karar ve kurallarına boyun eğerler; aşağılamaları, haksızlıkları sual sormadan hatta minnetle kabullenmek zorundadırlar’'. İtaat, Hitler'in hayatta öğrendiği ilk kuraldır.




"Küçük Adolf, ciddi şekilde dayak yemeğe başladığı sıralarda henüz üç dört yaşlarında idi. Yavaş yavaş hislerini içine atmayı öğrendi. Ve serüven romanlarındaki "onu büyüleyen" kahramanlar kadar soğukkanlı, duygusuz olmayı başardı. Acısını ifade etmemenin bir cesaret örneği olduğunu okumuştu bir zamanlar. "Ben de babam beni dövdüğü zaman hiç ağlamamaya karar verdim. Birkaç gün sonra da irademi sınama fırsatını buldum. Annem korkarak kapının önüne sığındı. Ben ise sessizce arkama inen sopa darbelerini saydım" diyordu kendi notlarında...
 Eski bir gümrük memuru olan Hitler'in babası üniformasını hiç çıkartmazmış. Evinde de bir nevi dikta rejimi uygulamaktaymış. Babası Adolf'u çağırmak istediği zaman, iki parmağını ağzına koyarak ıslık çalarmış...  Alice Miller, Hitler’in babasını temerküz kamplarındaki gardiyanlara benzetiyor. Miller’e göre Hitler'in babası. Yahudi burjuva bir ailenin yanında,hizmetçilik yapan ve muhtemelen Yahudi patronundan hamile kalan bir anneden gayri meşru olarak doğmuştur. "Hitler, ilk önceleri "kara eğitim" kuralları gereği etkileyici üniforması içindeki mutlak kuvvet olan babasına itaat ediyordu. Ancak daha sonraları ondan nefret etti. Ve yarı Yahudi bir piç olmasından dolayı onu hor gördü ve kini bütün Yahudileri kapsadı" diyor Miller. Allah'tan, dayak yiyen bütün çocuklar birer Adolf Hitler olmuyor. Onu çok seven annesi anlayışlı ve yardımcı olsaydı, ona sevgiyi sevmeyi öğretse idi Adolf Hitler yine de kurtulabilirdi Ancak annesinin sevgisi de marazi bir sevgi idi. Annesi Adolf un doğumundan on üç ay evvel bir difteri salgınında üç çocuğunu birden kaybetmişti. Bu şartlar altında yetişen çocuk, annesini yine de sever, ancak toplumdaki münasebetlerinde kendisini hep ihanete uğramış hisseder. 


Jurgen Bartsch, Alman seri katil,çocuk katili
Jurgen Bartsch, Alman seri katil,çocuk katili
Jurgen Bartsch: 6 Kasım 1946’da Jürgen dünyaya gelir. Savaş dulu ve bir Hollandalı işçinin gayri meşru çocuğudur. Annesi onu hastanede terk eder, gider. Birkaç ay sonra aynı hastaneye zengin bir kasabın karısı olan Gertrud Bartsch bir ameliyat için yatar. Karı-koca çocuğu evlat edinmek isterler. Ancak yedi yıl sonra işlem resmileşir. Yeni aile Jurgen'i sözüm ona başkaları evlatlık olduğunu anlamasınlar diye diğer çocuklardan uzak tutarlar. 1962 ile 1966 arasında Jurgen Bartsch dört küçük oğlan çocuğu öldürür. Her cinayet aynı şema içinde cereyan eder; kandırdığı küçük çocuğu eski havasız boş bir sığınağa getirir. Orada onu döverek kendine itaat etmesini sağlar. Daha sonra da kasap ipi ile boğar ve vücudu doğrar gömer. Hatta dördüncü ve son cinayetinde öldürmeden doğrar. Bu da zaten onun esas amacıdır. Jurgen doğuştan anormal midir? Hastane yetkilileri, ilk on bir ayını doğumhanenin kreşinde geçiren çocuğun gayet normal, keyifli ve güzel geliştiğini belirtmektedirler. Ancak temizlik hastası Bayan Bartsch,bebek hastaneden çıkıp eve geldikten sonra altını kirletince çocuktan tiksinmiştir. Çocuğun orasında burasındaki morluklara da hiç inandırıcı olmayan gerekçeler gösterir. Hatta Bay Bartsch bir keresinde bir yakınına karısının çocuğu o kadar dövmesine dayanamadığını itiraf eder. Sonradan öğrenildiğine göre, dayakların ileri yaşlara kadar ardı arkası kesilmez. Bir gün Jurgen o yaştaki biri için hiç de hoş olmayan bir yasakla karşılaşır, annesi başka çocuklarla görüşmesini yasaklar. Jurgen okula başlayana kadar demir parmaklıklı küçük bir penceresi olan, bir ampul ile aydınlatılan bir odada yaşar. Odadan ancak anneannesinin elini tutma şartı ile çıkar ve evde ayak altında dolaştığı anlarda da dayak yer. “Daha küçükken bu kadından korkardım. Sevmesi bile korkuturdu beni. Ama hiç ağlamazdım, ağlamayı korkaklık addeder, hiçbir şey belli etmezdim diyor ifadesinde Jurgen. Büyüdüğü zaman da Jurgen küçükken kendisine yapıldığı gibi küçük oğlan çocuklarını bir sığınağa zorla kapatıyor, onları anneliğinin kendisine yaptıklarını hatırlayarak hırpalıyor. Üç olayda; aşırı birer yıkıcılık örneği. C.F.’de kendine yönelik olan yıkıcılık, Hitler’de hakiki veya hayal ürünü düşmanlara yönelik hale geliyor.10.03.1987 Milliyet Aile,Sayfa 3

24 02 2013 12:45

4 yorum:

  1. Anneler gerçekten onlarsız olmaz,çok güzel bir tespit tebrikler.

    YanıtlaSil
  2. Yorum için çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  3. Bu güzel yazinizi hem ilgi hem üzüntü ile okudum.Zaten bir akil erdirememisimdir neden insan kendi cocugunu hirpalar yaki daha hastahanede o zavalli varligi terkeder.Bugün dünya kadinlar günü ama herkes kadinlara daha fazla hak istiyor oysa bu yazida da görüldügü gibi nesilleri yetistiren bizleriz bizim sevgimiz. Yerinde bir sefkat belki tarihi pek cok zorbalardan arindiracak.Yüreginize saglik!

    YanıtlaSil
  4. Bu güzel yorumunuz için çok teşekürler. Toplumların gelişiminde kadınlarımızın yerini anlamak istemeyenler malesef bütün dünyada var.Biliyorlar ki güçlü kadınlar güçlü toplumları oluşturur ve güçlü toplumlar ise çıkacıların işine gelmez..
    8 mart Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu olsun.

    YanıtlaSil

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.