Header Ads

BİRKAÇ KISA MEVLANA HİKAYELERİ


        Mevlana hakkında bulduğumuz bir gazete yazısını sizlerle paylaşıyoruz, bilmediğimiz bir çok hikayesini de bu sayede okumuş olduk. Mevlana isminin anlamının ise "Efendimizé olduğunu öğrenince iyi şaşırdık dersek yalan olmaz.


  
Mevlana Mehmet Celaletttin-i Rumi
  BÜYÜK Türk düşünürü şair ve mutasavvıf Mevlana Mehmet Celaletttin-i Rumi, 1207 yılının 30 Eylül gûnû Belh'de doğdu ve 1273 yılı 17 aralık Pazar günü. 66 yaşında öldü. Sultan-ül Ulema diye anılan babası Bahaettin Velet ile birlikte Horasan illerinden Anadolu'ya geldi önce Bağdat'a gidildi.
Oradan Mekke ve Medine ziyaret edildi Sonra da Şam yolu ile Anadolu'ya geçildi Birçok yerlere uğradıldıktan sonra, Karaman da karar kılındı Mevlana, burada. 1225 yılında Şerafettin Lalanın kızı Gevher Hatun ile evlendi.

Mevlana ve hikayeleri
Bilginler Sultanı Bahaettin Velet, 1228 yılında Selçuklu Sultam Alaettin Keykubat’ın daveti özerine Konya'ya geldi ve burada bûyûk bir itibar gördü.
 Mevlana, babasının ölümünden sonra 9 yıl daha eğitim gördü. Bu sırada, fıkıh, tefsir, hadis ve kelam gibi medrese bilgileri öğrendi ve medreselerde ders vermeye başladı. 1244 yılında, Konya'da Şemsi Tebrizi ile karşılaştı. Bu karşılaşma. ikisi arasında büyük bir dostluk yarattı ve Mevlena'nın hayatı tamamen değişti.
 Böylece bilgin Mevlana, mana alemine daldı. Bu gönül ve mana dünyasında Mevlana'nın gerçek dehası ortaya çıktı. Mevlana' nın, derin bilgisi, şiiriyeti, çevresine etkisi ve mâna Alemindeki sırrı ile ûnü kısa bir zaman içinde tüm Anadolu'yu sardı Yaşadığı çağda, ona gösterilen sevgi, saygı ve itibar o dereceye vardı ki, gerçek adı yerine, herkes ona. "Efendimiz" anlamına gelen “Mevlana" denmeye başlandı.



Mevlana, bütün Doğu ve Batı dillerine tercüme edilmiş olan eseri 6 ciltlik Mesnevi den başka, bir divan ile"Mektubat","Mecalls-i Seb'a” ve “Fihi ma Fih" adlı eserleri bıraktı Mevlana’nın ölümünden sonra Mevlevilik, oğlu Sultan Velet tarafından bir tarikat haline getirildi Konya daki kabrinin bulunduğu Mevlena dergahı, yüzyıllardır, her din ve mezhepten olanlarca ziyaret edilmektedir.
Aşağıda sizlerle Mevlana ile ile ilgili birkaç hikaye paylaşacağız.



MEVLANA ÇOCUK İLE İLGİLİ HİKAYESİ
Mevlâna, bir gün bir mahalleden geçiyordu. Oyun oynamakta olan çocuklar. Mevlâna'yı uzaklan gö- rünce. hemen oyunlarını bırakıp, hepsi birden baş koydular Mevlâna da onlara secde elti. Yalnız, çocuklardan biri uzakta duruyordu. 
Bu çocuk, Mevlâna’ya: “Ben de geliyorum, dur bekle diye bağırdı. Mevlâna, çocuk gelinceye dek orada bekledi.
 AĞIZ 
Mevlâna, onu bunu kötüleyen bir kişiden dert duyan bir dostuna, bu işin kötülüğünü belirterek şöyle dedi: İnsan dünyayı zapt edebilir ama ağzını zaptedemez.
ELBİSE Mevlâna. bir gün giydiği esvapların süslülüğü nedeniyle, bir yakınının kulağına şunları söyledi: 
■ — Tanrı, sizin şekillerinize ve ellerinize bakmaz, kalbinize ve etlerinize bakar. Çalış ki, elbise seninle tanınsın, sen elbise ile tanınma.

 MEVLANA GERÇEK DİNDAR İLE İLGİLİ HİKAYESİ
Mevlana ve Mesnevi yazımızı da okuyabilirsiniz?
Mevlâna'nm evinde bir ocak yapmakta olan bir Rum Usta’ya biri şöyle dedi: Niçin Müslüman olmuyorsun? Dinlerin en iyisi İslâm dinidir.” 
Rum Usta: Elli yıla yakındır ki İsa dinindeyim." dedi. "Dinimi terk etmek için ondan korkuyor ve utanıyorum." Bu sırada içeriye giren ve konuşmaları duyan Mevlana: İmanın sırrı korkudur." dedi. “Her kim Tanrı'dan korksa. o hıristiyan da olasa din sahibidir, dinsiz değildir." 
ÜÇ KELİME 
 Mevlana bir asırı dolduran hayatını. Şu üç kelime ile özetledi: Hamdım, piştim, yandım.”
İKİ NİŞAN 

Mevlâna, bir gün Çelebi Hüsamettin'in çağın bir bilgini hakkında ki bir sorusuna şu cevabı verdi. İnasnda iki büyük nişan vardır: Birincisi aşinalık. İkincisi fedakârlıktır. Bazısında aşinalık var. fedakârlık yok- Bazısında fedakârlık vardır, aşinalık yoktur. Her ikisine de malik olana ne mutlu."

DOĞRU OLSA
 Mevlâna. Şemdi bulmaktan umudunu yitirdiği bir sırada, birisi yanına gelerek: 
" — Ya Mevlâna.” dedi "Şemsi gördüm." Mevlâna. bu haberden o kadar sevindi ki üzerindeki bütün giysileri çıkarıp, haberciye verdi. 
Yanında bulunanlar. Mevlâna'ya Yalan söyledi." dediler. "Niçin giysilerini ona bağışladın."
Mevlâna: Bu hediyeleri, onun yalanına verdim. Eğer, doğru söyleseydi, canımı verirdim."

HALİNİZE AĞLIYORUM

Mevlana, oniki yaşlarında iken, babasıyla birlikte bir geziye çıkmıştı. 
Konakladıkları bir hanın kapısında, bir kaç tüccarın yüksek sesle konuştuklarında birbirlerine neler söylediklerini duydu. Mevlana. bu konuşmaları bir süre dinledikten sonra, hemen orada hüngür hüngür ağlamaya başladı. 
Tüccarlar, merakla, çocuğun yanına sokulup, niçin ağladığını sordular. Oniki yaşındaki çocuk, onlara şu cevabı verdi: Bir süredir, birbirinizi çekişiyorsunuz." dedi. "Şu âna kadar, aranızdan Allah için bir tek kelime bile çakmadı. Bu yüzden sizlerin halinize ağlıyorum."

 PEYGAMBER EVİ GİBİ 

Mevlâna, iki odalı bir medrese binasında. eşi ve çocukları ile sade bir hayat yaşardı. Verdiği fetvalardan aldığı para ile geçimini sağlardı ve evinde yiyecek bir şey bulunmadığı günlerde şöyle derdi:
  Tanrıya şükürler olsun.Evimiz bugün ne boş.. Dünya külfetinden uzak. Peygamber evi gibi..."

NE OLURSAN OL GEL 
Gel, gel, ne olursan ol yine gel, Kafir, putpereset, Mecusi olsan da, yine gel.
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. 
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da,yine gel...

BANA SÖYLE 
Mevlâna. bir gün. bir mahalleden geçerken, iki yabancı şahsın birbiriyle kavga etmekle olduklarını gördü. 
Kavgacılardan biri, ötekine şöyle dedi: Bunu bana mı söylersin. Tanrı’ya ant oluun ki. eğer bana bir demen benden bin işitirsin." Mevlâna. bu söz üzerine, iki kavgacıya doğru ilerledi: 
"Hayır, hayır," dedi. "Söyleme buraya gel. Ne diyeceğin varsa bana söyle. Eger, bin desen, benden bir tane bile işitmezsin."
Mevlana ve Mesnevisinden kısa hikayeler

GERÇEK ZENGİNLİK 
Mevlâna'yı bir gün kadın hizmetçilerden biri, malının ve parasının darlığından şikâyet etti. Mevlâna. kadına şunları söyledi:
- "Eğer, sana bin dinar verip kulağını. burnunu ve başka bir uzvunu kes deseler razı olur muydun?" Hizmetçi: Hayır." dedi. 
Mevlâna, bu cevap üzerine kadına: - O halde niçin yoksulluk iddiasında bulunuyorsun. Madem ki. bunlara maliksin, o halde fakir değilsin, zenginsin. Sende bu kadar defteri! şeyler olduğu halde niçin onların değerini bilmiyor, şükretmiyor ve fakirlerin sabrını sermaye yapmıyorsun." 

BİZE VERMEYİ ÖĞRETTİLER

 Mevlâna. bir gün çevresinde toplanan dostlarına, kanaat sahibi olmaktan söz, açmış ve şunları söylemiştir:
**• Bizim dostlarımızdan kim, dünyaya ait bir şey istemek için el avuç açarsa, ondan yüz çevireceğiz Çünkü, biz istek kapısını kendi dostlarımıza kapamışız. Bize almayı değil,vermeyi öğrettiler." 

TEVAZU 
Mevlâna. bir gün Konya çarşısında giderken, tanıdığı bir papaz ile karşılaştı. Papaz. Mevlâna'ya olan saygısını göstermek için eğilerek selâm verince, Mevlâna da eğilip selâm verdi. Papaz, az sonra doğruldugunda. Mevlâna hâlâ ihtiram durumdaydı. Mevlâna, papaz ile görüştükten sonra, yanında bulunan dostuna: "Çok şükür" dedi. “Tevazuda da papazı yendik..."

NE GÜZEL DİŞLER 
Mevlâna. yakın dostları ile bir yerden geçerken, üzerine sineklerin üşüştüğü bir köpek leşi gördü. Ya- nında bulunanlar, bu çirkin manzaraya ve kokuya tahammül edemeyerek. başlarını çevirince. Mevlana: -Zavallı hayvan.” dedi. "Ne güzel, inci gibi dişleri varmış." Dostları, hayretle ona bakarken. Mevlâna sözünü şöyle sürdürdü. **• Niçin, her şeyin hep kötü yanı ile meşgul olursunuz,hüner. nokasanı görmek degil. kemale nazar olmaktır.’*

Kaynak: 21.12.1975 Milliyet Gazetesi Magazin Eki Sayfa 16



Hiç yorum yok

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.