Header Ads

Tarih bilimi de insan doğasının bir özelliğinden doğmuştur:


Tarihçinin Görevleri
Diğer bilim dalları gibi tarih bilimi de insan doğasının bir özelliğinden doğmuştur: İnsana özgü bilme ve anlama çabası. İnsan her şeyden önce bizzat kendisini ve evreni bilmek ve anlamak istemiştir. İnsanın, evreni, kendisini ve doğada ve kendi yaşamında etkili olan güçleri bilmeye ve anlamaya yönelik çabasında ise, kendisinin ve evrenin "geçmiş"ini bilme ve anlama dürtüsü önemli bir rol oynamıştır. İnsan bu nedenle en eski çağlardan beri yaşamım ilgilendiren önemli olayları kendisinden sonra gelecek kuşaklara aktarmaya çalışmıştır. Fakat insan belleği sınırlı; hayal gücü ise çok geniştir. Bu nedenle bazı olaylar insan belleğinde gerçek biçimlerini değiştirmeye, farklılaşmaya başlamışlardır. Özellikle din ve gerçeklik insan yaşamında birbirine karışmış; tarihsel olaylar masal ve efsanelere çevrilmiş ve insana özgü inanma dürtüsüyle de karışarak insan yaşamını yönlendiren yüksek değerlere dönüşmüşlerdir. İnsan, ancak yaşamı ile ilgili olayları kaydetmek üzere "yazı"yı icat ettikten sonra, önemli olayları sonraki kuşaklara gerçeğe daha yakın bir şekilde aktarabilmiştir. Bu bakımdan tarih yazarlarının ilk işi geçmişteki olaylara ilişkin yazılı belgeleri toplamak olmaktadır. Bununla birlikte bazı  olaylar yazılı olarak hiç aktarılmadıkları için,
tarihçiler yalnızca yazılı belgeleri değil maddî kültür kalıntılarını da dikkate almak zorundadırlar. Tarihçinin, insanlık geçmişindeki olaylara ilişkin tüm kaynakları toplarken ve bunları değerlendirirken, her şeyden önce bu olayların neden-sonuç ilişkisi içinde birbirlerini nasıl izlediklerini, hangilerinin daha önce . hangilerinin ise daha sonra olduklarını belirlemesi, yanı bu olayların görece kronolojisini kendi yaşadığı zamana olan uzaklığını salt kronolojisini ortaya koyması gerekmektedir. Tarihsel olayları anlamak ve doğru biçimde değerlendirebilmek için "ne olduğunu" ve "ne zaman olduğunu bilmek yeterli olmamaktadır. Tarihçi, tarihsel olayların da Nerede olduklarını  belirlemek, olayları ortaya çıktıkları mekânların özellikleri ile de belirlemek zorundadır. Yalnızca insan ve yaşam biçiminin değil, bunların etki alanlarının da araştırılması gerekmektedir. Bunlardan başka, bir insan topluluğunun hangi soy ve ırktan geldiğinin bilinmesi de, insanlık tarihinin öncelikle erken evrelerine ilişkin araştırmalarda büyük önem taşımaktadır. Tarihsel olaylar hakkındaki kaynaklar bir araya getirilerek, bunlar kronolojik bir silsile içinde ilgili bölgelere ve insan topluluklarına göre düzenlendikten sonra ortaya çıkan şey, henüz "geçmiş"in bir iskeletidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, insanın yalnızca gerçeği öğrenmeye değil, bilerek ya da bilmeyerek bu gerçekleri saptırmaya da eğilimli olduğu dikkate alınırsa, kaynaklar toplandıktan sonra özellikle yazılı kaynakların esaslı bir tarihsel eleştiri süzgecinden geçirilmesi gerekmektedir. Tarihçi, elindeki kaynakların gerçeği ne kadar yansıttığını ortaya koymak zorundadır.Bu ise büyük dikkat ve kaynak eleştirisine ilişkin değişik yöntemlerin bilinmesi demektir.Tarihçi kaynaklarını topladıktan ve eleştiri süzgecinden geçirdikten sonra,tarihsel olaylar,n tasviri işine girişmektedir. Tarihsel kaynakları, toplanarak anlamak, kronolojik bakımdan tasnif etmek ve eleştirmek için nasıl birtakım yöntemler geliştirildiyse; tarihçinin görevine ilişkin olarak da, yanı tarihsel araştırma çabalarının nihaî amacının ne olması gerektiği konusunda da bazı görüşler ortaya atılmıştır. Aslında tarihsel olaylar sayılamayacak kadar çoktur ve bunlar insan yaşamının çok değişik yönleriyle ilgili olmuşlardır. Bu olaylar arasında tarihçi açısından hangileri değerli ve önemlidirler İnsan yaşamının hangi yönleri diğerlerine göre daha çok aranılmaya değer? Uzun sure tarihten esas itibariyle "siyasal tarih" anlaşılmış; tarihçiler haberlerini siyasal yaşamın  önemli olaylarıyla, savaşlarla, devlet adamı ve komutanlarla sınırlı tutmuşlardır. Tarihteki savaşlar, devlet adamlarının ve askerlerin yaptıkları işler çok önemli olmakla birlikte; bu olayları yaratan nedenler, yani siyasal yaşamın iç ve dış dinamikleri, bunların birbirleriyle ve toplumsal yaşamın başka yönlenile ilişkileri, ekonomik ve kültürel koşullar daha da önemlidirler. Toplumdaki derin etkilerine rağmen savaşlar, insan yaşamından yalnızca birer parça, birer halkadırlar. Savaşların nedenleri ve yol açtıkları gelişmeler ise, öncelikle, toplumun süreklilik içindeki siyasal, ekonomik, sosyal, dinsel ve kültürel yaşamı ile çok yakından ilgilidirler. Bununla birlikte tarihsel olayların tasvirinde,  tarihsel gelişmelerde önemli kişilerin oynadıkları rollere de dikkat edilmesi gerekmektedir: Tarihçi, bu önemli kişilerin psikolojilerini açıklamalı, bu kişilerin karakterlerine ve bu karakterleri yaratan koşullara da ışık tutmalıdır. Tarihsel olayların açıklanmasında önemli kişilerin psikolojilerinin yanı sıra belirli insan gruplarının psikolojilerinin ortaya konulması da önemli olmaktadır. Aile, kabile, ülke ve ulus birimlerinde oluşan bu grup psikolojisinin savaşlar ve devrimlerde ifadesini bulan toplumsal bunalımları ne denli güçlü bir biçimde etkilediği bugün artık açıkça anlaşılmış bulunmaktadır.

Hiç yorum yok

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.