Header Ads

Ağrılar ile İlgili Bulunmaz Bir Kaynak (KÜLTÜREL FAKTÖRLER VE KRONİK AĞRI)

YEDİNCİ BÖLÜM
KÜLTÜREL FAKTÖRLER VE KRONİK AĞRI


Ağrı ve acı çekme kişinin kültüründen bağımsız olarak ortaya çıkar. Ancak her olguda olduğu gibi ifade biçimleri kültürel faktörlere bağlıdır. Çünkü ağrı insanın geçmişteki deneyimleriyle de ilgili hoş olmayan emosyonel ve sensoryal bir duyudur. İnsan duygu ve düşüncelerini ifade ederken bu deneyimlerden, bilgi birikiminden yararlanır.Kültür denildiği zaman insanı başka insanlardan ayıran inanç, düşünce, gelenek, görenek, insanlar arası ilişkiler ve davranış biçimlerinin tümü ele alınmalıdır.


Bu kavram tüm insanların ortaklaşa paylaştığı bir karmaşık davranışsal biçimler yumağıdır. Kişinin coğrafi, dinsel ve ırksal özellikleri ve ağrı ilişkileri ile ilgili bir çok çalışma yapılmıştır. Etnik ve kültürel değişkenler bir çok psikolojik ve sosyal değişkenlerle birleşerek kronik ağrıda önemli rol oynamaktadır. Anksiete, depresyon, olaylarla başa çıkabilme özelliği, aile ve yakın çevre, ekonomik sorunlar acı çekmenin dile getirilmesinde önemli rol oynarlar.Ağrı sürdükçe sosyal çevre ve ağrıya bağlı davranış değişiklikleri ortaya çıkar.Akut ağrı bir acı çekme hissi ve refleks olarak hareket biçimleri ile ortaya konabilir. Bu davranış biçimleri ağrıdan kurtulmaya, başka insanların yardımına yönelik özelliklerdir. Ağrı sürdüğünde bu davranış biçimleri bir alışkanlık haline gelmeye başlar. Kronik ağrıda ister sürekli olsun ister arasıra tekrarlasın bu davranış biçimleri ortaya çıkar.
Bu tip tıp dışı kişilerin hasta tedavisinde hâlâ güncelliğini koruduğu herkesçe bilinmektedir.

Kronik ağrı çeken insanlar bu davranışları kendi fikir yapıları ve kültür kapsamları içinde gösterirler. Kimileri
hemen ilaca ya da hekime yönelir, kimileri ise buna alternatif olarak tıp dışı meditasyon, yoga ve dinsel yöntemlere başvurur. Ayrıntılı olarak değerlendirildiğinde, hastanın hekime ya da diğer yöntemlere başvurmasında çevresel etkenlerin ve kültür birikiminin önemli rolü olduğu görülmektedir. Kapalı bir ekonomik çevrede yetişen hastanın ilk atacağı adım çevresindeki tıp dışı kişilerden yardım istemektir. Bir çok hastanın bu şekilde iyileşmeye çalıştığı bilinmektedir. Bu tip tıp dışı kişilerin hasta tedavisinde hâlâ güncelliğini koruduğu herkesçe bilinmektedir.
Ağrı ile uğraşanlar, kişilerin ağrıyı ifade biçimlerinin et-nokültürel miraslara bağlı olduğunu ileri sürmektedirler. Değişik kültür gruplarında yapılan çalışmalarda etnik özelliklerin önemli rol oynadığı gösterilebilmektedir. Değişik toplumsal gruplarda ağrıya karşı davranışlar birbirinden farklıdır. Bir araştırmaya göre Yahudi ve italyanlar ağrıyı daha abartılı bir biçimde ifade ederken îrlandalılar'ın daha tevekküllü, yaşlı Amerikalılar'ın da kaderci olduğu görülmüştür.
Akdeniz bölgesi insanlarının Kuzey Avrupalı-lar'a göre hastalık bulgularının daha bilincinde olduğu ve daha kolay ilişki kurabildiği ortaya konmuştur. Başka araştırmacılara göre Yunanlı hastalarda ağrı durumunda hipokondirak davranışlar diğer Avrupalılara göre daha fazla görülmektedir. Etnik gruplar arasındaki farkların bu grupların ekonomik ve toplumsal istemleri arasındaki ilişkilerle açıklanabileceği ileri sürülmektedir. Ağrının tümüyle sübjektif (öznel) bir olgu olduğu düşünülürse kişinin ekonomik ve toplumsal istemleri sonucunda ortaya çıkan özlemlerinin, imgelerinin, düşünce yapısının ctğrı olayında da önem taşıması doğaldır.
Lamber ve arkadaşları Protestan ve Yahudiler'in ağrıya karşı daha dayanıklı olduğunu ileri sürmektedir. Ağrı deneyimi ve bunun ifadesinin tanımlanması azınlık kültürlerinde daha zor olmaktadır. Azınlıklar toplum içindeki konumları gereği daha çekingen ve korkak davranmaktadırlar. Bunun sonucu olarak ifade biçimleri de değişkenlik göstermektedir.
Ülkemizde bu şekilde ayrıntılı bir çalışma yapılmamıştır. Ancak kişisel deneyimlerimize göre Kuzey Anadolu bölgesinde yaşayan insanlarımız ağrıyla ilgili deneyimlerini oldukça abartılı bir biçimde ifade etmekte ve uygulanacak tedavi yöntemlerine karşı da direnç göstermektedir. Buna karşın Orta ve Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan insanlarımızın ağrıya karşı daha dayanıklı ve sabırlı olduğu görülmektedir. Bu bölge insanları uygulanacak tedavi yöntemlerine karşı da daha rahat uyum sağlamaktadır. Sanılanın aksine ülkemiz kadınları ağrılı şikayetlerini kolay dile getirmemektedir. Ancak çok dayanılmaz hale geldiğinde hekime başvurmaktadırlar. Özellikle kırsal kesimlerden gelen hastaların ağrı şikayetlerini dile getirmede kent insanına göre daha kapalı olduğu görülmektedir. Kent insanı daha abartılı bir ifade biçimini yeğlemektedir. Uygulanacak tedavi yöntemlerine kırsal kesimden gelen insanlarımız daha kolay uyum sağlarken, kentlerden gelenlerin kendi yorumlarına göre hekimi ve tedaviyi yönlendirmeye çalıştıkları gözlenmektedir.
I. Ağrı ve Din
Din, insan kültürel yapısının önemli yapıtaşlarmdan birisidir. Bu nedenle dinsel faktörler hastanın ağrıya karşı cevaplarında önemli rol oynarlar. Din ve ağrı arasındaki ilişkiler iki yönlü olarak gelişmektedir. Birincisi bir çok toplumda ağrı ve acı dinsel inançların bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin kızılderililerin kendilerini kancalara takmaları ya da Doğu kültürlerinde ateşte yürünmesi gibi. Değişik dinlerde acı ve ağrı çekme insanın kutsal ilişkilerinde Önemli rol oynamaktadır. Kişinin değişik dinlerin tanrılarına ulaşmalarında acı ve ağrı yüzyıllar boyu bir araç olarak kullanılmıştır. Islamiyette de özellikle Şiilerin kendilerini toplu halde kırbaçladıkları bilinmektedir. Aynı şekilde Hıristiyanlık'ta bazı tarikatlarda İsa'nın çarmıha gerilişi gibi kendilerini çarmıha gerdikleri görülmektedir.


Ağrı ve din arasındaki ilişkinin ikinci yönü ağrı kontrolunda din ağırlıklı girişimlerin yeridir.


Bir çok hastanın ağrılarını giderebilmek için dinden yararlandığı yadsınamaz bir gerçektir. Bazı ağrı türlerinde dinsel girişimlerin etkili olduğu da yadsınamaz. Hatta bu nedenle bir çok hasta tıp yerine tıp dışı kişi ve yöntemlere sarılmaktadır. Ağrının azalması ve din arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar yeterli değildir, ister dini telkinler olsun ister meditasyon olsun çeşitli girişimler sırasında vücutta çeşitli kimyasal maddelerin salgılandığı bazı hastalarda gösterilmiştir. Ancak sonuçlar henüz tam olarak yeterli bir aydınlığa kavuşmamıştır. Doğu dinlerinde meditasyonun kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bu meditasyonların tümü bilinç transformasyonunda rol almaktadır. Değişik din grupları meditasyon sırasında konsantrasyonu ve çevre ile olan ilişkinin kesilmesini sağlamaktadırlar. Nefes tutulması, oruç tutulması gibi davranışların tümü bilincin değiştirilmesine yöneliktir.

Hiç yorum yok

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.