AYRICA GOOGLE SAYFASI AÇMANIZA GEREK YOK. GOOGLE ARAMALARINIZI BURADAN YAPABİLİRSİNİZ.!

TANITIMLAR

13 Şubat 2013 Çarşamba

İDAM EDİLEN 44 VEZİRİAZAMIN DRAMI

OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA İDAM EDİLEN VEZİR-İ AZAMLAR İLE BİRLİKTE SARAYDA ORTAYA ÇIKAN ENTİRİKALAR ÜZERİNE BULDUĞUM BİR YAZIYI SİZLERLE PAYLIŞIYORUM,ASLINDA OSMANLIDA BOZULMALAR FATİH SULTAN MEHMED DÖNEMİNE DAYANIYOR GİBİ GÖRÜNÜYOR

Bizim Osmanlı tarihi, geniş kitlelere derinliğine mal olmuş bir tarih sayılamaz...Hemen hemen hiçbir bölümü, ne kamuoyu önünde didik didik edilmiştir, ne de kare kare işlenmiştir. Koskoca bir tarih, "atalarımız çok büyük adamlardı vesselam" gibi kısa kuyruklu bir özetin içinde eritilip,yarım bardaklık bir koruk şerbetine döndürülmüştür. Değişik görüntülü ama mayhoşumsu...

Toplumlardaki tarih bilinci ve tarih bilgisi
-Tarihi bozup yozlaştırmanın sakıncaları
-"Hal", "geçmişten" daha pırıltılı değilse...
-Osmanlı Devleti'ni kuran Çandarlı ailesi "Ahi" örgütü
-II. Mehmet'in tahttan İki kez İndirilişi
- Fatih'in lalası ve kayınpederi zağanos Paşa
-Casuslukla suçlanarak çürütülen Çandarlı Halil Paşa

Toplumlarda tarih bilinci, ancak belirli belirli düzeye gelindiği zaman uyanıyor. Nasıl çocuklarda altının, gümüşün. pırlantanın değerini anlama bilinci, belirli bir yaştan sonra uyanıyorsa..! Tarih bilincini de tarih bilgisiyle karışılmamak gerek.Tarih bilinci, tarihin önemini, değerini e tadını kendisinden vazgeçilemeyecek bir
İstanbulun fethi aynı zamanda bir veziriazamın kellesinide almıştır.
"yaşam laboratuarı" olarak kavramak Tarih bilgisi ise o laboratuardaki aygıtlarla avadanlığı yerli yerine oturtarak kullanabilme donatımı...Hepimizde yemek bilinci vardır. Yemenin önemini, değerini ve tadını, kendisinden vazgeçilemeyecek bir "yaşam kaynağı" olarak kavramışızdır.Yemek bilgisi ise onu pişirip kotarmaktan, İyi bir mönü hazırlamaya kadar ayrı bir uzmanlıktır.Bilincin en köklü görüntüsü toplumsal boyutudur. Bilgi ise bireyseldir.Tarih bilinci tam ışıklanamamış bir toplumda da. tarih bilgisine sahip yığınla insana rastlayabilirsiniz.
Ama tarihçi kadroları olmadığı halde,tarih bilinci çok gelişmiş bir topluma asla rastlayamazsınız.


Tarihi, genellikle bir tiyatro sahnesine benzetirler. Aktörlerinin, aktrislerinin, figüranlarının, sonunun ne olduğunu kendilerinin de bilmedikleri bir oyunu oynadıktan sonra kaybolup gittikleri bir tiyatro sahnelerine...O oyunun nasıl oynandığını, o sırada yahut sonradan anlatmaya kalkanlar bazen siyasal çıkarlara denk düşen birtakım yakıştırmalara ve uydurmalara yönelirler.Böylece gerçek tarihin yanında, bir de yapay ve çarpıtılmış bir tarih daha çıkar oraya. Bazı bölümleri gizlenip, bazı bölümleri şişirilmiş yapay bir tarih...

Bir toplumu gerçek bir "yaşam laboratuar'ıyla sürekli haşır neşir olma bilincinden koparıp, onu yapay bir tarihle oyalamaya çalışmanın, beyinselliğiyle yozlaştırarak yapaylığı doğmalaştıran korkunç sakıncaları vardır.Bu sakıncalar, "Gerçeği bulma merakını" körleştiren. yok edici sakıncalardır.Bir toplumu, her alanda durmadan "gerçeği arayan "İnsanlık gelişimiyle" ters düşüren sakıncalardır.Bireyleri "gerçeğin" değil, "palavra"nın prim yaptığına inandıran, ölümcül sakıncalardır.Kendi ortaçağı içinde mumyalanıp kalmanın cenderesini kıran toplumlar, tarihi,yalan ve yakıştırmalardan arıtma çabasına neden çok sesli dinamik bir platform yalatma yarısına girdiler?i En sağlıklı güçle üstünlüğün, "yapay"dan değil, "gerçek"ten kaynaklandığını bildikleri için...

Bizim taze demokrasimizde tuhaf bir topallık var. Boyuna "halimizin İyi mi, kötümüdür' olduğunu tartışmakla yetiniyoruz.Geçmişimizin "ne Ölçüde aydınlık, ne ölçüde karanlık" olduğunu da tartışmayı bir Türlü gündeme getirmek İstemiyoruz. Bundan da adeta, "herkesin kul köle sayıldığı bir monarşi düzeni, herkesin az çok vatandaş sayıldığı bir demokrasi düzeninden daha başarılı ve daha parlakmış" gibi bir inanç çıkıyor.Böyle bir değerlendirme bir toplumun gelişmekte değil, gitgide çökmekte olduğu mantığına dayanan bir değerlendirmedir. "Geçmişimiz çok görkemliydi, halimiz ise görüyorsunuz ne kadar kötü" türünden bir gözlükle ne çağdaş olunabilir, ne cumhuriyetçi, ne de özgür düşünceli...

İnanın tarih açısından da çok yanlış bir değerlendirmedir bu...Yaşadığımız takvim yılları, geçmişimizle bıraktığımız takvim yollarıyla kıyaslanamayacak kadar yaşam kıvancı, yaşam çivilisi, yaşam lezzetiyle dolu...Ne yüz binlerce gencin ölüp gittiği bir türlü sonu gelmez savaşlar var; ne her gün,her köşe başında, palayla idam edilen insanlar, ne veba salgınları, ne zincirleme yangınlar, ne bitmeyen seferberlik İlanları; ne de yolsuz. ışıksız, okulsuz, flörtsüz ve yaz tatilsiz kopkoyu bir cahillik...Zindan gecelerin mum ışıklı izbelerinde bir sinek kadar bile cürümü olmadan sönüp kaybolmaya özlem çekmenin anlamı nedir? Bir bira bile içemeden, bir TV programı bile seyredemeden...İnsanlık daima daha iyiye gider. Biz de bunun dışında değiliz.

Bizim Osmanlı tarihi, geniş kitlelere derinliğine mal olmuş bir tarih sayılamaz...Hemen hemen hiçbir bölümü, ne kamuoyu önünde didik didik edilmiştir, ne de kare kare işlenmiştir. Koskoca bir tarih, "atalarımız çok büyük adamlardı vesselam" gibi kısa kuyruklu bir özetin içinde eritilip,yarım bardaklık bir koruk şerbetine döndürülmüştür. Değişik görüntülü ama mayhoşumsu...
Osmanlı Tarihi rastlanmayan garip çarpıcılıklarla doludur.Örneğin padişahlar düğün törenleriyle evlenmezler. Çoğunun kayınpederi de belli değildir, kayınvalidesi de...Ayrıca Osmanlı padişahları dünya tarihinde en çok veziriazam yani başbakan idam etmiş hükümdarlardır.Orhan Gazi'den, Tanzimat'ı ilan ederek imparatorluğu çağdaşlaştırmak İsteyen Abdülmecit'e kadar yüz seksen iki veziri
azam gelmiştir işbaşına...Fatih'ten II. Mahmut döneminin sonuna kadar da bunlardan kırk dört tanesi idam edilmiştir. Yani üç yüz altmış sekiz yılda cellada verilen kırk üç veziriazam... Ortalama her sekiz yılda bir veziriazam kopsi kefal! olmuş...

Bu hesabı ileriye doğru yansıtsak nasıl bir tablo çıkar ortaya bilir misiniz? 2358 yılına kadar her sekiz yılda, bir bir monarşi yönetiminde de olsa, normal bir tablo delildir bu.Ya tahtından indirilerek öldürülen padişahlar?..Otuz altı padişahtan on üçü zorla İndirilmiştir tahttan, çoğu da öldürülmüştür.Bu tablo da normal sayılamaz.Hem değişmeyen bir rejim, hem de bir türlü bitmeyen darbelerle veziriazam İdamları... Padişah kardeşlerinin İdamlarıyla bazı şehzadelerin İdamları İse, kanlı sayfaları bir hayli yoğun olan Osmanlı tarihinde ayrı bir fasıldır.
Şimdi gelelim Fatih'in boğdurduğu ilk Veziriazam Çandarlı Halil Paşa'ya...Çandarlı Halil Paşa kimdi?Uzun bir öyküdür Çandarlı Halil Paşa ve Çandarlı ailesi; Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla birlikte başlayan ve yüz elli yıl süren uzun bir öykü...Osman Gazi "Kayı" aşiretinin başına "bey" olmayı başardığı yıllarda, Ankara'nın Nallıhan ilçesine bağlı Cenedere köyünde Ali adında bir köylü yaşardı.
Köylü Ali'nin bir oğlu vardı. Halil Efendi. Halil Efendi yağız görüntüsüyle tipik bir bozkır delikanlısı olduğu için, kendisine Kara Halil lakabı takılmıştı...Ve Kara Halil Efendi sağlam bir medrese eğitimi gördükten sonra, Tanrı kendisine "yürü ya kulum" demişti.Tanrı'nın Kara Halil Efendi'ye "yürü ya kulum" dediği sıralarda, Anadolu'da Türk kökenli güçlü bir zanaatçılar tarikatı vardı.Bu tarikatın adı "Ahi" tarikatıydı."Ahiler" büyük ağırlığı olan ve Selçuklu beyliklerinin siyasal kavgalarıyla dengelerinde önemli roller oynayan bir örgüttü.Öyle ki Osmanlı hanedanının İlk kurucusu
Osman Gazi, kendi düzeyine yakışan bir evlenmeyle "Ahi" tarikatının büyük öncülerinden Şeyh Edebali'nin kızını nikâhlamıştı.
Kara Halil Efendi de yine Şeyh Edebali'nin akrabalarındandı. Onun İçin, dolaylı yoldan da olsa, bir bakıma karabeti var sayılırdı Osmanlı ailesiyle...Osman Gazi sonradan kendi adını alacak olan imparatorluğun ilk çekirdeğini dikip, yirmi dört yıl başında kaldı aşiretinin,yani 1324'e kadar...O günlerde İstanbul surları, atılan ilk temellerinin 1000. yılını kutluyorlardı ve sahip değiştirmeye çok az bir zamanları kaldığını bilmiyorlardı.
1324 yılında Osman Gazi ölünce yerine oğlu Orhan Gazi geçti.Kara Halil Efendi de yeni alınan ve Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti olan Bursa'ya kadı olarak atandı.Bursa Kadısı Kara Halil Efendi aynı zamanda üstün bir örgütçüydü.Henüz yüksük boyutunda olan Osmanlının ilk ordusunu örgütlemiştir.
Orhan Gazi 'den sonra tahta çıkan I. Murat döneminde, yeni kurulan "Kazaskerliğe —Bir çeşit adalet bakanlığına— getirildi.Bu arada tutsak alınan Hıristiyan çocuklarının Türk köylü aileleri yanında İslam eğitimiyle yetiştirilerek yeniçeri ordusunun kurulmasını da gerçekleştiren odur.Ve önce vezir, sonra da veziriazam oldu I. Murat'a...Adı da Kara Halil Efendi'den, Çandarlı Halil Hayreddin Paşa'ya dönüştü.

Kara Halil Efendi. Çandarlı Halil Hayreddin Paşa adıyla veziriazam olduğu zaman, oğlu Çandarlı Ali Bey kazaskerliğe atanmıştı. Babası öldüğü sıralarda da Ali Paşa olarak önce vezirliğe, sonra da veziriazamlığa yükseltildi.Ali Paşa 1387-1406 yılları arasında, I. Murat , Yıldırım Beyazıt ve Süleyman Çelebi dönemlerinin veziriazamlığını yaptı.Ali Paşa'nın bir kardeşi vardı, İbrahim Paşa...Yıldırım'ın Timurlenk'e tutsak düşmesinden ve oğulları arasında başlayan iktidar kavgasını I. Mehmet'in kazanmasından sonra İbrahim Paşa, I. Mehmet'in veziri oldu. Sonra da II. Murat'ın veziriazamı... Ölünceye kadar altı yıl sürdü veziriazamımı...

Çandarlı İbrahim Paşa'nın ölümünden sonra oğlu Çandarlı Halil Paşa geldi veziriazamlığa... Tabii o sıralarda İdam edilen ilk veziriazam olacağını bilmiyordu.II. Murat zamanında Veziriazam Çandarlı Halil Paşa bütün gücü elinde toplamıştı. Devletin mutlak egemeni gibiydi.

1444 yılında II. Murat, saltanattan sıkıldı mı ne oldu, tahtından vazgeçip, yerine onüç yaşındaki oğlu II. Mehmet'i çıkardı.Onüç yaşındaki II. Mehmet'i , Manisa Valisi'yken, kendisini yönlendiren bir lalası vardı: Zağanos Paşa.
 Zağanos Paşa. devşirme takımındandı. Ama II. Mehmet, hayrandı Zağanos Paşa'ya. öyle ki sonunda onun kızını almış, kız kardeşini de kendisine vermişti.II. Mehmet on üç yaşında padişah olunca, Zağanos Paşa da "dediğim dedik, öttürdüğüm düdük" diye İyice havalanıp rüzgârlanmaya başladı.O zamana kadar devletin yönetimini elinde tutmaya alışmış olan Veziriazam Çandarlı Halil Paşa, Zağanos Paşa'nın her işe burnunu sokmasından deliye dönüyordu. Sonunda düzenlenmekte olan yeni bir Haçlı seferini bahane ederek, on üç yaşındaki II. Mehmet'in savaşı yönetemeyecek kadar küçük olduğunu, bu yüzden de II. Murat'ın tahta geri dönmesi gerektiğini söyledi eski padişaha...II. Murat yeniden tahta çıktı. On üç yaşındaki II. Mehmet de Zağanos Paşa'yla birlikte Manisa'ya geri döndü.
Ne yapmalı ki II. Murat, saltanattan hoşlanmıyordu. Kısa bir süre sonra tekrar indi tahttan. Ve oğlu II. Mehmet'i yeniden tahta çıkardı, tabii Zağanos Paşa'yla birlikte...Aradan iki ay geçti geçmedi, Edirne'de büyük bir yangın oldu. Aynı günlerde yeniçeriler de ayaklanıp kazan kaldırdılar.Çandarlı Halil Paşa, II. Murat'ı gizlice Edirne'ye getirdi ve II. Mehmet'i bir kez daha tahttan indirerek, tekrar babasını çıkardı yerine...Haydi II. Mehmet, bir daha tuttu Manisa'nın yolunu, Zağanos Paşa'yla birlikte...

Derken 1451 yılı geldi.II. Murat,öldü. II. Mehmet üçüncü kez padişah oldu. İki yıl sonra da İstanbul 'u kuşattı. O zamana kadar hep yûzüne güldü Çandarlı'nın...1453'te İstanbul  düşünce...Zafer şenlikleriyle tüm İslam Alemi bayram ederken,Zağanos Paşa'nın da yardımcı olduğu bir planla bir söylenti dolaşmaya başladı.Veziriazam Çandarlı Halil Paşa,Bizans'tan rüşvet olarak torik balıkları içine sokulmuş altın aldığı İçin, kuşatma uzun sürmüş diye...Veziriazam İstanbul'da tutuklanıp Edirne'ye gönderildi.Fatih, kırk gün bir tepki olup olmayacağına baktı. Ama herkes kendinden geçmiş, İstanbul'un alınışını kutluyordu. Yaygın söylentilere inandığı için de Çandarlı ya kızıyordu. Yoğun çürütme kampanyası veziriazamın prestijini iyice rendelemişti.Cellatlar urganlarla geldiler, Anadoluhisarı'nın onarımında da, Rumelihisarı'nın yapılmasında da. İstanbul'un alınmasında da en büyük katkıları sağlamış olan yirmi dört yıllık Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'yı boğarak idam ettiler.
Çandarlı Halil Paşa'nın İki oğlundan bir tanesi kazasker, ötekisi Edirne kadısıydı.Kazasker olan azledildi, kadı olan da babasının cenazesini alarak İznik'teki aile mezarlığına götürüp defnetti.
Edirne kadısı olan Süleyman Çelebi,Fatih'in oğlu II. Beyazıt döneminde veziriazamlığa kadar yükseldi ve İnebahtı seferinde öldü.Bir daha da Çandarlılardan kimse iktidara gelemedi.Daha doğrusu yönetim Türk kökenlilerden çözülüp devşirmeden yetişmiş olan devlet adamlarının eline geçti.Fatih İse Çandarlı Halil Paşa'yla başlattığı veziriazam idamlarını sürdürecek ve Çandarlı'dan sonraki İki veziriazamını daha verecekti cellatlara...

KAYNAK:
ÇETİN ALTAN 21 KASIM 1990  MİLLİYET GAZETESİ "İDAM EDİLEN 44 VEZİRİAZAMIN DRAMI" YAZI DİZİSİ

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

İletişim

Yasal Uyarı

Yasal Uyarı


http://dusunmekvepaylasmak.blogspot.com/ sitesinde yer alan her türlü içerik misafir yazarlarının kişisel tecrübeleri, bilgisi ve araştırma sonuçlarına dayanarak oluşturulmuştur. Sadece ve sadece enformasyon amaçlıdır ve asla hekiminizin tıbbi öneri, teşhis ve tedavisinin yerini almayı amaçlamamaktadır. Sitede verilen her bilginin güncel ve eksiksiz olması için her türlü çaba gösterilmiştir ancak kesinlikle böyle olduğuna dair hiçbir garanti verilmemektedir.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Düşünmek Ve Paylaşmak Alexa Sıralaması