Header Ads


Gördüğün Hiçbir Şeye İnanma: Gerçeklik üzerine açılmış bir dava

Yeni çıkan bir kitap, dünyanın en büyük sanal gerçeklik oyununun dünyanın kendisi olup olmadığını bizlere soruyor.  Bu düşünce kitapta anlatıldığı kadar olası görünmese de,insan dünyanın sanal bir gerçeklik kurgusu içinde olup olmadığını  merak etmektedir. 





The Case Against Reality " kitabı


Nesnelerin kalıcılığını sezme veya bilme  yeteneği - Şeylerin artık onları göremediğimiz için varlığın sona ermediğini düşünmemiz aslında bebekliğimizde yaşımızı doldurmadan anlamaya başladığımız  bir yeteneğimiz. Bu sezme ya da bilme yeteneği  bebekler için önemli bir bilişsel kavramanın başladığı kilometre taşıdır.Bebekler , 12 aylıktan önce, kırmızı toplarının kanepenin arkasına düştüğünde, hala orada olduğunu, sadece gözümüzle göremediğimizi anlamaya başlıyorlar. Bu anlayış, bebeğin artık fiziksel dünyanın nasıl çalıştığını öğrendiğinin bir işareti olarak karşımıza çıkıyor.

Burada kitap bize şu soruyu sordurtuyor. Dünya aslında bu şekilde kavrama sistemi ile çalışmıyorsa? Eğer bebek bunun yerine topu algıladığından şüphe etmeyi öğrenirse ne olacak. Düşünsenize, ne kendisi, ne ebeveynleri ne de başka herhangi bir düşünebilen varlığın aslında nesnenin gerçek rengi, şekli, dokusu veya boyutsallığı hakkında hiçbir fikri olmadığını o zamanda. gözlerimiz ve beynimiz o nesneyi hala “top” olarak mı şekillendirecek?

Amerikalı bilişsel psikolog ve popüler bir bilim yazarı olan Donald David "Don" Hoffman,  Kaliforniya Irvine, Üniversitesi Bilişsel Bilimler Bölümünde Profesördür. Felsefe Bölümü, Mantık ve Bilim Felsefesi ile Bilgisayar Bilimleri Fakültelerinde ortak çalışmaları bulunmaktadır. 
Amerikalı bilişsel psikolog ve popüler bir bilim yazarı olan Donald David "Don" Hoffman,
Donald D. Hoffman bu çalışmlarının bir kısmını akıl oyunlarıyla zihnimizi fena karıştıran eğlenceli, bazı yerlerinde ise sinir bozucu "The Case Against Reality " kitabında, gerçekliği olduğu gibi mi görüyoruz sorusunu bizlere de sordurmaya çalışmış. Bunun içinde çeşitli örneklerden yola çıkmış bu örneklerden en dikkat çekici olan ise:
 Avustralya'da bulunan ve kın kanatlılar ailesine mensup olan altın zemin böceğinden bahsetmektedir. Bu Altın zemin böceği, girintili, parlak ve kahverengi olarak tanımlıyor.Bu kın kanatlının dişisi uçamazmış.  Erkeği uçar mış doğal olarak erkek bu uçma yeteneğiyle kendisine çekici bir dişi aramakla ömrünü heba edermiş.  Dişileri uçamadığı içinde yere iner ve cezbettiği dişi ile çiftleşirmiş.  İşler burya kadar gayet doğa kanunlara uygun görünmekte ama işin içine  uzaklarda aslında çok da uzaklarda olamayan başka bir tür girince ortalık karışmaya başlıyor.Bu tür hepimizin yakından tanıdığı Homo sapiensden yani biz insanlardan başkası değil tabi ki.  Bizim türün erkekleri çok büyük bir beyne sahiptir  ve özellikle Avusturlaya'nın kavurucu sıcağından kurtulmak için soğuk bira avlamak peşindeler. Bir tane bulduklarında da, hemen bitirmeye meyil olan bu türümüz, biten biranın şişesini etrafa fırlatarak avının içini dışını doğaya saçarak başka valrın peşine düşmeye başlar.  Burada bu şişelerin etrafta olması işleri karmaşık bir hal almaya götürmeye başlıyor çünkü bu şişeler de girintili ve parlaklıkları ise  tam da kın kanatlıların içini gıcıklayacak kahverenginin tonundadır. Bizim bu kıt pardon kın kanatlı erkekler bu şişeleri fark ettikleri anda testesteronun etksi ve hiçbir erkeğin kan dolaşımı aynı anda beyne ve üreme organına kan pompalayacak şekilde güçlü olmadığından şişelere üşüşür ve çiftleşmeye çalışırlar. Çiftleşmek için gerekli delik ve aynı zamanda tensel uyuma sahip olmayan bu şişeler yüzünden bu çiftleşmenin hayallerinde ki ve doğalarında ki çiftleşmeden çok farklı olduğunu gördüklerinde gerçek kın kanatlı dişilere olan bütün isteklerini kaybediyorlar. Bu durum neredeyse kın kanatlıların yok olmasına neden olacaktı. Avustralya devleti bu böcek türünü korumak için şişelerin şeklini ve rengini değiştirmek zorunda kaldı.  
Avustralya'da bulunan ve kın kanatlılar ailesine mensup olan altın zemin böceği
Hoffman, okuyucuların "taktıklarını bilmedikleri" sanal gerçeklik gözlüğünü çıkartmalarına yardımcı olmak istiyor. Çıktıktan sonra ne olduğu veya olacağı hakkında şu anki bilim ve veriler çok açıklayıcı olmasa da, Donald D. Hoffman, nesnel gerçekliğin sonsuza kadar kavrayamayacağımız bir şey olduğuna inanır. Bilincin daha derin bir kavisi bir gün bizi daha da yakınlaştırabilir. O zamana kadar, "gerçekliği olduğu gibi görme olasılığımız sıfırdır." derken Einstein, “Zaman ve mekan, yaşadığımız şartlardan oluşmaz, aksine düşündüğümüz modlardır.” sözüne atıfta bulunur. Kuantum Bayesianism'in sonraki fizik kavramına değinen Hoffman, hiçbir ölçümün hiçbir zaman nesnel bir gerçeği açığa çıkaramayacağını; ölçme aracısının inanç ve algıları ile çarpıtılmış olduğundan bahseder. Bu kuralın, kendi zaman, mekan ve nesneleri ölçmemizin güvenliğimizi ve üreme zindeliğimizi arttırmak için duyularımız tarafından çarpıtıldığını öne süren evrimsel biyolojiyle de tutarlı olduğuna inanıyor. Hoffman, “ İki bilim verisi birbiriyle ve sezgimize karşı yan yana geldiğinde sezgimizi yeniden gözden geçirmenin zamanı geldi” diyor. Gerçeklik üzerine yazılmış diğer yazımız olan Gerçek gerçekten var mı da ilginizi çekebilir.

1 yorum:

  1. Gerçeklik üzerine yazılmış güzel bir yazı. Akıl oyunları ciddi anlamda gerçek dünyayı sorgulanıyor.

    YanıtlayınSil

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.