Header Ads

Büyükamiral Dönitz ve Hatıraları Hakkında II


1914 yılı ekim ayıydı. Boğaziçi’nde, muhteşem saraylar, beyaz evler, sivri minareler ve koyu siyah servili boz renkli tepelerin önünde iki gri gemi yatıyordu. Bunlardan dört zarif bacalı, ince uzun tekneli olanı «Breslau - Midilli» idi. Daha uzun, daha geniş ve basık tekneli, korkunç toplar taşıyan taretlerinin yanı başından iki kaim bacası yükselen diğeri ise «Goeben-Yavuz Sultan Selim» idi. Direklerinde kırmızı zemin üzerine beyaz ayyıldızlı bayrak dalgalanan bu gemiler, savaşa hazırlanıyorlardı. 

Bu gri gemilerde bulunan Alman denizcileri arkalarında yorucu çalışmalarla geçmiş haftalar ve aylar bırakmışlardı. Bu geçen haftalar ve aylar zarfında da yeni bir Türk Donanması meydana gelmişti. Ordudaki ve donanmadaki arkadaşları kuzeyde, düşman bir dünyaya karşı savaşırken, buradaki Alman denizcileri sadece barış içinde «askercilik» oynamak zorundaydılar. Fakat onlar da bundan bir süre önce savaşın tadını biraz olsun tatmıştı. Fransız limanlarını baskınvarî bombardıman edip silâhlarının gücünü göstermiş, sonra da bütün düşman filolarının burnunun dibinden Ege denizine sıyrılıp, batmaktan kurtularak Çanakkale Boğazı'ndan içeri dalmışlardı. Sonra bekleyiş başlamıştı. 
Sadece çalışmak ve sabretmekten ibaret olan müşkül bir zamandı. Bu, aynı zamanda bir hazırlık devresiydi. Alman gemileri, artık Türk gemisi olmuş, Osmanlı deniz kuvvetlerinin çekirdeğini teşkil etmişlerdi. Alman denizcileri ise büyük Türk deniz zaferleri çağına lâyık subay ve erlerle eğitim yapıyorlardı.Bir gün, o ana kadar sadece Marmara'yı tanımış olan «Midilli» birkaç torpidobotla birlikte, Boğaziçi'nden geçerek eğitim yapmak üzere ilk defa Karadeniz'e açıldı. Hiç bir Rus harp gemisine rastlanmamıştı. Görünürlerde yalnız Romen ve Rus ticaret gemileri vardı. Fakat maalesef Ruslar'a ilişmemek zorundaydık. Çünkü Türkiye, Rusya ile harp halinde değildi. Vapurlar alaycı bir şekilde sanki bizi iğneler gibi bayraklarını mezestre ediyorlardı. Türk hilâli ise isteksiz isteksiz bu selâma karşılık veriyordu. Rus harp gemileriyle karşılaşsaydık ne olacaktı? Bunu çok düşünmüştük. Acaba Türkler'in gücünü pekiyi takdir edemedikleri için ilk olarak ateşe başlarlar mıydı? Böyle bir taarruzu mu beklemeliydik?

Haftalar böylece zahmetli ve ince çalışmalarla geçiyordu. İstirahat günlerinde ise gemiler, o büyük İstanbul şehrinin cazibesinden ve eğlencelerinden uzakta Tuzla körfezinde yatıyorlardı. Bu iki münzevi gemi için yalnız öğleleri bir şehir hattı vapurunun gelişi bir parça değişik oluyordu. Böylece Fransa'ya yapılan şiddetli taarruzlardan, Hindenburg'un güçlü demeçlerinden haberdar olabiliyorduk. Akşamları ise Tuzla körfezinde deniz banyosu yapılıyor, nöbette olan subay ve erler hariç, herkes suya dalıyordu. Bir gün, içimizden biri önemli bir sebeple İstanbul’a gitmişti. Bu arkadaş tam Galata köprüsünün yanında «Stambul» gazetesini satan gazeteci çocukların baskınına uğramıştı. Gazetede Almanya' nın on altı gemi kaybetmiş olduğu deniz savaşlarından, Ruslar'ın zaferlerinden, Fransızlar'ın Hannover'e kadar olan ileri yürüyüşleri gibi muhayyel haberlerden bahsediliyordu (!)...
Midilli,Boğaziçi’nden geçiyor.

Akşam arkadaşımız İngiliz Bahriye misyonunun yanında bulunan Tokatlıyan Oteline gitmişti. Osmanlı donanmasına bir Alman amiralinin komutan tayin olunmasına rağmen, bu misyon hâlâ İstanbul'da bulunmaktaydı. Herkes, bu ihtiyar İstanbul şehrinin, kamuoyu ve partilerinin «Üçlü İtilâf» a taraftar olmadığını biliyordu. Türkiye'nin öz varlığını koruyabilmesi için Almanya ve Avusturya - Macaristan tarafında bulunmasını isteyen Alman dostu Türkler, çok mücadele etmek zorundaydılar. Ancak bu şekilde İngiltere'nin Irak'a, Fransa'nın Suriye'ye, Rusya'nın İstanbul'a yürümek hususundaki gayretlerine karşı durulabilirdi. Rus harp gemileri çoktan beri Boğaz'a doğru bir sefere hazırlanmıyorlar mıydı?...
Ama direklerinde ayyıldızı taşıyan bu iki gri gemi nöbetteydi...
 
«TÜRKİYE'NİN İSTİKBALİ İÇİN ELİNİZDEN GELENİ YAPINIZ»
«Yarın sabah saat 5.30'da vira demir edilerek eğitim için Karadeniz'e çıkılacaktır.»26 ekim 1914'te «Breslau» a donanma komutanı tarafından bu emir verilmişti.
Vakit henüz geceydi. Karanlıkta menekşe mavisi gök, Asya ile Avrupa'yı ayıran akıntılı suların üzerinde kubbeleşiyordu. Karada hemen hiç bir ışık yoktu. Yalnız yıldızlar açık ve berrak bir şekilde parlıyorlardı. Gece yarısı nöbetçisi sabah saat dörtte nöbeti sabırsız bir şekilde sabah nöbetçisine teslim etti. Acelesi vardı. Saat 5.15'e kadar bir nebzecik olsun uyumak istiyordu. Zira 5.30'da manevra dolayısıyla tekrar yukarıda olmak zorundaydı... Sabah nöbetçisi, saat 4.30'a kadar yapılacak fazla bir şey olmadığından, günün programım bir kere daha aklından geçirdikten sonra hatıralarına gömülmüştü.4.20'de nöbetçi, borazanı ve trampetçiyi kaldırdı. Her iki bando eri nöbetçi çavuşun düdük işaretiyle kalk borusunu çalmak üzere mahmur mahmur bekleşiyorlardı. Tam saat 4.30'da nöbetçi astsubay, nöbetçi subayına kalk vaktinin gelmiş olduğunu bildirdi. Batarya düdüğü çalındı. Başüstü nöbetçisi yerinden fırlarken, iki bandocu da boru ve trampetle «Hayatı Sevin» havasım çalmaya başladılar. Bu, az sevimli sese artık farelerin bile uyanmış olmaları lâzımdı. Gereğinde nöbetçiler de az veya çok nezaketle bu çağrıya yardımcı oluyorlardı. Branda hamakları istif edenler, dolabın yanına sıralanmışlar, muntazam sıkı sıkı sarılmış brandaları alıyorlardı. Bütün mürettebata daha ilk dersten, çok iyi sarılmış bir branda hamağın tehlike anında bir adamı su üzerinde tutabileceği öğretilirdi.5.15' te kahvaltı ediliyordu. Masalar açılıp indirilmişti. Büfeciler ekmek, tereyağı ve kahve taşıyorlardı. Sofra başında artık erken kalkmanın tesiri çoktan geçmişti. Herkes yeni bir güç kazanmıştı. Bu serbestlik içinde birden nöbetçi çavuşu düdüğünü öttürdü.
—           Sancak vardiyası deniz postasının ilk numaraları iskele başüstüne!
—           İskandilciler iskandil tavalarına!
—           Sancak filikası mürettebatı vira demir için başüstüne!
İkinci komutan başüstünde sakin sakin dururken filikacılar da acele etmeden kaportadan yukarı çıkıyorlardı. Fakat «İkinci»yi görür görmez bacaklarına öyle bir kuvvet geliverdi ki, manevra yerlerine doğru âdeta fırladılar. Nöbetçi subayı deniz postalarını kontrol ederek geminin harekete hazır olduğuna kanaat getirdi. Makine dairesi de makinelerin hazır olduğunu rapor ediyordu. Komutan köprüye gelerek saat tam 5.30' da vira demir komutunu verdi. Öte yanda «Goeben» de ve diğer iki eski muharebe gemisinde, «Hamidiye» ile «Berk» te de her şey aynen cereyan etmekteydi. «Breslau» demir almış, makineleri çalışmaya başlamıştı.

Diğer gemileri takiben boğaza doğru hareket ettik. Kırmızımsı bir şekilde parıldamaya başlayan şafağın ilk ışıkları altında, kıyıları; bahçeler, parklar, villalar ve konaklarla süslü olan bu, dünyanın belki en güzel boğazında seyrediyorduk. Turuncu bir gök üzerine serviler koyu bir renkle sanki çizilmişlerdi. Karada tam bir sessizlik vardı. En küçük bir esinti bile hissedilmiyordu. Yalnız birkaç erkenci kuş yükseklerde cıvıldaşıyordu.«Breslau», «Hamidiye», «Berk» ve «Peyk» küçük kruvazörleri ile birlikte öne geçmişti. Mayın hatlarından dikkatle geçerek Boğaz dışına doğru dümen tuttuk. Karadeniz'e açılıyorduk. Sabah seyir ve top atışlarıyla geçmişti. Öğleye doğru ise kruvazör, torpidobotlarla takviye edilerek daha önemli eğitimler için görevlendirildi. O sırada Ruslar'ın harp gemileri ve bir büyük mayın gemisiyle Boğaz'ın önünü mayınlayıp kapamak suretiyle dönüşümüzde bizi havaya uçurmak istedikleri haberi geldi. Türkiye; hâlâ Rusya ile barış halinde bulunduğu halde hu şekilde gemileri hareketten alıkonmuş oluyordu. Amiralimizin planı ise Ruslar'ın dönüş yollarını kesmek suretiyle onların bu hilekârca hareketlerine bir karşılık vermekti. Öğleden sonra bütün filo sancak gemisinin etrafında toplanarak demirlediler. Saat dörtte sancak gemisinden verilen bir işaret, gemi komutanlarını «Goeben» e emir almak üzere toplantıya çağırıyordu. Komutanımız Albay Kettner, ciddî fakat parıltılı bir yüzle bu toplantıdan döndüğünde bir kere daha okun yaydan fırlamış olduğunu anlayıp hissetmiştik. Marmara'daki o uzun barış günleri artık geçmişti. Halbuki bir zamanlar, «bu ne biçim iş, arkadaşlarımız memlekette savaşırken, o Türkiye'de böyle hiç bir şey yapmamaya mahkûm edildi» diye komutanımızın kaderine nasıl kızıyorduk?...
 

Büyükamiral Dönitz ve Hatıraları Hakkında I

Büyükamiral Dönitz ve Hatıraları Hakkında III

 

Hiç yorum yok

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.