Header Ads

Roma Konut Mimarisi( Özel Konutlar )

Özel Konutlar

İki şehir, konut mimarisi araştırmalarına katkılarıyla öne çıkar. Pompeii ile kendisinden küçük komşusu Herculaneum, varlıklı sınıfın bağımsız aile konutu domus için en iyi kanıtlar sunarken, insula yani çok sayıda kiracının barındığı apartman bloğu için de Ostia 'ya bakabiliriz. Fakat bu iki tip evi incelemeye başlamadan önce, aralarındaki farkların yalnızca coğrafi ya da sosyal sınıflarla ilgili bir konu değil, aynı zamanda tarihle de bağlantılı olduğunu vurgulamak gerekir. Vezüv'ün patlaması M.S. 79'da Pompeii ve Herculaneum'daki hayata ani bir nokta koymuşken, Ostia'da inceleyeceğimiz hemen tüm evler M.S. 100'e tarihlenmektedir.


Bu odalar, yalnızca dış duvarlara ya da atriumdaki kapının üzerine yerleştirilmiş ufak pencerelerle aydınlatılıyordu. İmpluvium'un hemen çevresindeki alan, büyük ahşap kirişlerin taşıdığı ve hem kış fırtınalarından hem de yaz sıcağından korunmayı sağlayan, geniş çatı çıkıntısıyla örtülmekteydi.
İki şehir, konut mimarisi araştırmalarına katkılarıyla öne çıkar. Pompeii ile kendisinden küçük komşusu Herculaneum,
İmpluvium'un ötesinde atrium, evin genişliği boyunca, Romalılar'ın “kanatlar'” (alae) [E] olarak adlandırdığı iki taraftaki girintilere kadar açıktı. Bu ilave mekânın, atriuma girdiğinde ziyaretçinin dikkatini, kendisini karşılayan odaların geniş cephelerine çeken bir etkisi vardı. Bunların merkezinde ve fauces'in tam karşısında tablinum [F] bulunuyordu. Genellikle tablinum'un yanlarında gömme sütunlar vardı ve atriumdan basamakla çıkılıyordu -evin en önemli odası olduğunu vurgulayan özellikler- ve çoğunlukla ilerdeki sütunlu bahçeye açılmasına karşın, istenilince ahşap bir paravan ya da kalın perdelerle kapatılabiliyordu. Yemek odası (triclinium) genellikle tablinum'un bir köşesindeydi

 Domusun ikinci bir ışık kaynağı da, sütunlarla çevrili açık bir alan olan ve genellikle ufak bir bahçesi bulunan sütunlu avluydu [G]. Kabaca atriuma benzeyen, fakat daha aydınlık ve daha ferah olan evin bu kısmında odalar, atriuma göre daha az geleneksel biçime sahipti. Genellikle burada, akşam güneşini alacak yazlık bir triclinium ve ailenin, bahçedeki çeşmelerin su oyunları ve bitkiler arasındaki mermer ya da tunç heykellerin pırıltılarının keyfini çıkararak oturup rahatlayabilecekleri bir ya da daha fazla oturma köşeleri, eksedrae bulunmaktaydı. Bazı servis mekânları da -mutfak, banyo, tuvalet, hizmetçi odaları- genellikle sütunlu avlunun bir kenarında yer alıyorlardı.

Vitruvius (6.5.1) evin bölümlerini, ev sahibi ve ailesinin kullandığı, misafirlerin kullandığı ve halka açık bölüm olarak ayırır. Halka açık kısmın en önemlisi atriumdu, zira burası, Roma sosyal yaşamındaki en önemli ritüellerden biri olan, salutatio yani, ev sahibinin ricacıları (clientes) kabul edip görüştüğü ve onlara, ricaları karşılığında kendilerinden beklentilerini ilettiği, sabah görüşmelerinin yapıldığı yerdi. Bir diğeri de, ev sahibinin ticari ve siyası faaliyetleri için bir ofis işlevi gören ve önemli belgelerin koyulduğu bir kasanın da bulunduğu tablinum'du. Vitruvius, yoksul kişilerin, başkalarını evlerinde kabul etmek yerine, daha önemli yurttaşların evlerini ziyaret ederek toplumsal görevlerini yerine getirdiklerinden, gösterişli atrium ve tablinalara gereksinim duymadıklarını açıklar ki, bu yorum, domusun tasarımının toplumsal işlevlere ne kadar yakından bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Domusun diğer bölümlerine girmek için -örneğin yemek ve yatak odaları- ziyaretçinin, ev sahibinden bir davet alması gerekiyordu.
İç Dekorasyon
Evlerin mobilya ve dekorasyonu, zenginlik ve sadeliğin şaşırtıcı bir birleşimini sergilemekteydi. Modern standartlara göre daha az mobilya vardı fakat yatak ve sedirlerin kakmalı ahşabı veya tunç masa ve kollu şamdanlar işçilik bakımından genellikle yüksek standartlardaydı. Bunun tersine, mozaik zeminler ve duvar resimleri sıradandı. Mozaik zeminler, en basit siyah-beyaz mermerli geometrik şekillerden, Faun Evi'ndeki sütunlu avluda bulunan bir eksedranın tüm zeminini kaplayan (3.2m. x 5.5m.) ve Büyük İskender'i Issos Savaşı'nda gösteren, zarif, renkli resimlere kadar değişiyordu. Duvar resimleri de moda değiştikçe belirgin biçimde üslup farklılıkları gösteriyordu. Sallust Evi gibi ilk örneklerde, mermer kaplamaları taklit için düz renklerde boyanmış paneller kullanılmışken, sonraları mitolojik sahneler ya da mimari fanteziler popülerleşmiş ya da duvarlar kıyı ve kır manzaralarıyla resimlenmişti. Böylece, taze kır havası domusun içe kapalı dünyasına taşınmış oluyordu. Ayrıca, evin içinde ve bahçede, mermer ve tunçtan heykeller de bulunuyordu.

Atriumun Kökeni
Pratikte Pompeii ya da Herculaneum'daki mevcut konutların hiçbiri bütünüyle tipik tarza uymamaktadır. Özellikle de zaman içinde, atriumun, evin en önemli bölümü olmaktan çıkıp giriş holünden biraz önemli bir mekâna dönüştüğü bir gelişim çizgisi açıkça görülmektedir. Atriumun kökeni -ve çatınızda bir delik bulunmasının ne kadar tuhaf bir fikir olduğu- henüz anlaşılamamıştır. Bir iddiaya göre, önceleri çatı tamamen kapalıyken, evlerin boyutları büyüdükçe, ışığa duyulan ihtiyacı karşılamak için compluvium açıklığı ortaya çıkmıştır. Vitruvius, küçük evler için çatılı atriumun uygunluğundan söz etmiştir (6.3.2) ve Pompeii ile Herculaneum'daki yoksul sınıf konutları da genellikle çatılı merkezi bir alanın etrafına kabaca yerleştirilmişlerdi. Her ne kadar tasarımları bazen geleneksel olmasına karşın bunlar, geniş merkezi bir koridordan farksızdı. Diğerleri ise atriumun, çatıları sarkan farklı binalar tarafından çevrelenmiş açık bir avlu olarak ortaya çıktığını ve bunun, sonuçta boyutlarda küçülmeye ve bir iç mekân gibi değerlendirilmesine yol açan kapalılık duygusuyla tipik İtalyan beğenisi olduğunu iddia etmektedirler. M.Ö. 3. yüzyılın ortalarından başlayarak Cosa'daki evlerin, domusun alae'si gibi, enleri boyunca uzanan geniş iç avluları ve giriş kapısına doğru burayı karşıdan gören başodaları vardı. Bu, iç avludan, atriuma doğru gelişme sürecinde bir tür orta noktayı temsil etmektedir.

Pompeii ile Herculaneum'daki yoksul sınıf konutları da genellikle çatılı merkezi bir alanın etrafına kabaca yerleştirilmişlerdi.


Sallust Evi
Pompeİi'deki atrium evlerine en anlaşılır örneklerden biri Sallust Evi'dir. M.Ö. 3. yüzyılın başlarıyla ortası arasındaki özgün biçimine göre, sütunlu bir avluya sahip değildi ve yalnızca duvarın çevrelediği, geniş bir bahçe içine yerleştirilmiş bir atrium ve buna açılan odalar ile girişin her iki yanında simetrik planlanmış üçer dükkandan oluşmaktaydı. Arsa biçimsiz olmasına karşın ev, girişten, tabIinuma kadar hemen tamamıyla simetrikti. Geleneksel tasarımı, otoritenin aileden devlete kadar toplumun her kesiminde ortaya çıkıp pek sorgulanamadığı bir dönemi ifade eder gibidir.

Pompeİi'deki atrium evlerine en anlaşılır örneklerden biri Sallust Evi'dir.

Vettii Evi
Bu dönemin en eğitici evlerinden biri, M.S. 62'de Pompeii'yi yerle bir eden depremle Vezüv'ün on yedi yıl sonraki patlaması arasında hemen bütünüyle yeniden inşa edilmiş olan Vetii Evi'dir. Burada mimarın planının odağı sütunlu avlu [A] ya da daha net bir ifadeyle, bitkiler, mermer heykeller ve soğuk çeşmelerin çekici bir birleşimi olan merkezdeki bahçeydi. Bahçenin etrafındaki alışılmamış geniş sütun dizisi bir tür dışarıda oturma odası yaratmıştı ve başodalar buraya açılıyordu. Odaların biri dışında tümü, en son tarz duvar resimleriyle muhteşem biçimde süslenmişti (kuzeybatı köşedeki dar oda [B] volkan patladığı sırada henüz bitmemişti). Örneğin, kuzeybatı köşeden bahçenin tümüne hâkim bir manzaraya sahip büyük yemek odası [C], siyah çizgilerle ayrılmış kırmızı panellerle süslenmişti; bunlardan bazılarında Yunan mitolojisinden sahneler yer alırken, ahşap üzerine resmedilmiş ana paneller, tahminen volkan patlamasının hemen ardından yerlerinden alınmışlardı. Panellerin altında, küçük Cupidleri, şarap yapımı veya araba yarışı gibi değişik işlerle uğraşırken gösteren bir duvar frizi bulunuyordu. Evin az çok simetrik bir atriumu vardı [D], fakat bir tablinumu olmadığından, burası esas toplumsal işlevini kaybetmişti ve çoğunlukla evin değişik bölümlerini birbirine bağlayan bir giriş holü olarak hizmet veriyordu. Buradan, dosdoğru sütunlu avluya geçilirken, güneydoğuya doğru bir koridor, ahır [E] ve dışarıdaki caddenin altındaki kanalizasyonun alışılageldiği üzere yakınına yerleştirilmiş tuvaletlere gidiyordu. Kuzeydoğu tarafında ikinci bir atriuma [F] ve buradan da sırasıyla mutfak avlusu [G] ve genelde Kadınlar Kısmı olarak tamamlanmasına rağmen, muhtemelen yanındaki yatak odasıyla küçük bir sütunlu bahçeye bakan, daha özel bir başka kabul odası niteliğindeki ayrı bir çift odaya [H] geçilip sonra tekrar sütunlu avluya dönülebiliyordu. Evin, her biri ayrı işlevler yüklenmiş farklı bölümleri birbirinden ayrı tutulmuş olsa da, aralarındaki geçişler akışkandı. Plan, önceki evlere göre daha niteliksiz olmasına karşın, hala ev sahiplerinin zenginlik ve statülerini halka sergileyebilme amacına yarıyordu.

Bu dönemin en eğitici evlerinden biri, M.S. 62'de Pompeii'yi yerle bir eden depremle Vezüv'ün on yedi yıl sonraki patlaması arasında hemen bütünüyle yeniden inşa edilmiş olan Vetii Evi'dir.

Herculaneum: Mozaik Atriumlu Ev ve Geyikli Ev
Aynı eğilimler Herculaneum'da da gözlenebilmektedir. Yan yana iki ev, Mozaik Atriumlu ve Geyikli Ev, M.S. 79'dan az önce şehir surlarının üzerine inşa edilmişti. Her ikisi de birer atriuma sahip olmalarına karşın, atriumun statüsündeki gerileme burada açıkça fark edilmektedir. Aslında Geyikli Ev'deki atrium, tamamen çatıyla örtülüp tablinum ya da ona bir yön duygusu katacak herhangi bir unsurdan yoksun bırakıldığından, acemice şekillendirilmiş bir giriş holünden farksız hale gelmişti. Bahçeyi çevreleyen sütunlu avlu da [B] alışılmış sütun dizilerinden oldukça farklılaşmış, sadece duvarlarındaki geniş pencerelerden bahçeyi gören, kapalı bir koridor haline gelmişti. Yine de ev, iç tricliniumdan, [C] Napoli Körfezi, Capri ve Sorrento Yarımadası'nın dağlarına uzanan, geniş bir manzaraya hâkim terasın merkezindeki köşke [D] kadar, uzun eksen boyunca simetrik olarak planlanmıştı.
Aynı eğilimler Herculaneum'da da gözlenebilmektedir. Yan yana iki ev, Mozaik Atriumlu ve Geyikli Ev, M.S. 79'dan az önce şehir surlarının üzerine inşa edilmişti. 


Roma Konut Mimarisi(Vitrivius’a Göre Ev Planlaması)

Roma Konut Mimarisi( Mimarlık ve Toplumsal Değişim )

4 yorum:

  1. Adsız8:14 ÖS

    Roma ile ilgili bu yazıların yazarı kimdir acaba litfen söyler misiniz?? Bu tür yazılarda kaynakça olmalı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba bunlar benim ders notlarımın toplanması sonucunda ortaya çıkmıştır bu yüzden tezlerde kullanmadım. Kullanmayınca da kaynakçalar kısmını es geçtim. Yardımcı kaynak olarak kullanmanızı tavsiye ederim. Ana kaynak olarak kullanmanızı önermem.

      Düşünmek ve PAylaşmak Dileğiyle...

      Sil
    2. Martin Thorpe, Roman Architecture

      Sil
    3. Verdiğiniz bilgi için teşekkürler.

      Sil

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.