Header Ads

ÜNİVERSİTELER NASIL KURTULUP BİLİM DÜNYASI OLURLAR ?





 Ne ilginçtir,1970 yılında yazılan bir yazının hala günümüz için çok az bir değişikliğe uğrayarak aynı düzeni anlatması, rahmetli İsmail Cem'in kaleme aldığı yazıyı okurken, öğretmenler günü için yazdığım yazı aklıma geldi. 32 yıl boyunca aynı sıkıntıların devam etmesi bizim neden çok daha hızlı ilerleyemediğimizin bir kılavuzu gibi oldu bu yazılanlardan sonra. Eğitim sisteminde köklü bir değişim olmadığı sürece de (ki bu köklü değişim modern ve özgürlükçü yaşamın evrensel kurallarından başkası değildir.) biz Türkiye olarak gelişmişlik seviyesinde hep geride kalacağız.

Akademik ortamlarda öğrenciden hocaya geçen öğretim görevlisi sistemi kırılmadığı sürece ve bu sistemde öğrencisinin akademik yeterliliği yerine ona hizmet ve biat etme yeterliliği ortadan kalkmadığı sürece bize dayatılan bu yanlışlar bizim yerimizde saymamıza sebep olacaktır. Buyurun bundan 32 yıl önce yazılmış yazıyı,sizlerle paylaşıyorum ve bilimsel ortamların,bilimsel çalışmalarını toplumun gerçekliğini görmeden yapılamayacağını yapıldığında ki yanlışların büyük bir toplumu nasıl sıkıntılara soktuğunuda sizlerle paylaşıyorum.



 ÜNİVERSİTEDE NE OLUYOR? İSMAİL CEM 
■    Öğrenciler yönetime katılmalıdır...
■    Tam bağımsız Türkiye gerçekleşmelidir.
Türkiye'de «bilmek imtiyazı» küçük bir azınlığın elinden artık çıkmış, «öğrenen»le «öğretenin ilişkileri köklü bir değişim geçirmiştir...
 İki yıldan beri hızla devam eden ve son günlerde tekrar yoğunlaşan öğrenci hareketlerinin, her- şeyden önce, Türkiye'nin aydın kesimindeki büyük bir değişimin çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Son on yıl. küçük bir azınlığın tekelindeki «bilmek» imtiyazının imtiyaz olmaktan çıktığı, gittikçe genişleyen bir topluluğa mal olduğu dönemdir.Türkiye, birdenbire, hemen her hafta birkaç bilimsel eserin yayınladığı, bütün temel kitapların çevrildiği, gazetelerin çarşaf çarşaf makale ve incelemeye ver verdiği bir ülke olmuştur. Bu gelişmenin vardığı yer her ne kadar başka başka toplumlara kıyasla yetersizse de,on yıl hatta beş yıl öncesine oranla görülmemiş bir ilerlemeyi işaret etmektedir.
 Bilginin tekelden çıkması ve ona ulaşabilenlerin çoğalması, düşünce hayatında köklü bir değişim yaratmıştır: Eskiden, bilgi tekeline sahip olanların söylediklerini ve yaptıklarını kayıtsız şartsız kabul eden, kendileri ile ilgili kararların alınmasına boyun eğen insanlar, şimdi karar almak durumundakilerin sadece kararlarını değil, bilgilerini dahi tartışmaya başlamışlardır. Bu gelişme sonucunda, «öğrenmek» aşamasındakiler «öğretmek» görevinde olanları zorlamaya başlamışlar, hattâ, yer yer, onları aşmışlardır, «öğrenenlerin» yaşlarının da verdiği dinamizmle ve heyecanla çok sayıda eser okumaları, kendi aralarında çalışarak görüşlerini olgunlaştırmaları, bir noktadan,sonra, vardıkları yerin rahatlığı içindeki «öğretenlerle» tartışacak düzeye onları getirmiştir. Nitekim, «öğretenle öğrenci» arasındaki İlişkilerin geçirdiği bu köklü değişim sonucunda, «direnmek» durumunda olan topluluklarla öğretmek durumundakilerin arasındaki klasik işbölümü sarsılmıştır.Okuyucu gazeteciyi aşmış, onu kendine çeki düzen vermeye zorlamıştır; oğul babasının sözlerini tanrı buyruğu gibi kabul etmemeye başlamış «neden» diye sormuştur; küçük rütbeli, büyük rütbelinin strateji öğretisini, dünya tarihinden örnekler getirip tartışmaya başlamış: öğrenci kendisine öğretilenin tam karşıtındaki görüşleri kavrayabilmiş, dinleyici konferansçıdan baskın çıkmıştır. Türkiye'deki öğrenci hareketle- rinin özü ancak bu gelişmenin çerçevesinde anlaşılabilir.
ÖĞRENCİ NE İSTİYOR ? 
Bu noktadan hareket eden öğrencilerin talepleri iki alanda somutlaşıyor: Önce, kendi eğitim kuruluşlarının ve eğitim sisteminin öğrenci kitlesindeki gelişmeye ayak uydurabilmesini istiyor, bunun için kendilerinin de yönetime katılmasını şart görüyorlar. Sonra, genel olarak toplumun ve Türkiye'nin sorunlarına çözüm arıyor, kendi bilgilerinin ışığında bu çözümlerin getirilmesini istiyor ve onun için mücadele ediyorlar. Ancak her iki amaca varmak zorlu engellerle çatışmayı gerektiriyor: hatta. öğrencilerin amacından çok değişik emelleri bulunan güçlere dolaylı şekilde, öğrencilerin bilmeden yardımcı olmasına bazen yol açıyor; öğrenciler, kendilerini öldürten çevrelerin, uzun vadeli kar hesaplarında kullanılıyor.Üniversite için sorunların çözümlenmesin! hedef alan boykot hareketlerinin planlanması, uygulanması ve üniversite İçinde destek sağlanması nisbeten kolay olurken: Türkiye'nin meselelerine dönük hareketler kanlı çatışmalara bile yol açıyor.
«ANTİ-EMPERYALİZM»
Gençlik hareketleri ile boykotların çoğunda, hatta çatışmaların, cinayetlerin temelinde öğrencilerin «Tam bağımsız Türkiye» özlemi var. Gençlere göre, polis ve iktidarla çatışmalarının başlıca nedeni, öğrenci liderlerinden Ersin Kaya'nın deyişiyle «anti-emperyalist mücadeleyi İktidarın ve polisin üniversite duvarları arasında tecrit etmek istemesi, halka yayılmadan bastırmaya uğraşması.» Bir başka öğrenci lideriyle yaptığımız görüşmede. Robert Kolej Öğrenci Birliği Başkanı olan Ali Çınar, «Mücadelenin ancak halkla ilişki kurularak yürütüldüğü takdirde başarıya ulaşacağını» Söyleyerek, «Polisin bu ilişkiyi engellemek için ,canla başla uğraştığını, meseleleri gazetelerde genellikle çıkan şekliyle öğrenen kamuoyunun ise gençlere düşman olduğunu» öne sürüyor. Gerçekten de, öğrenci hareketlerinin temel nedenlerinden olan bu anti-emperyalist mücadele, gençlerin ısrarla belirttikleri üzere halk gençlik çelişkisini de yaratmakta ve gençler bu zıtlaşmanın nedenlerini araştırmaktadır. öğrencilerin anlattıklarına ve bazı asistanlarla doçentlerin belirttiğine göre, «ancak halkla ilişki kurularak başarıya uluşabilecek hareketleri», çeşitli sebeplerden ötürü bu ilişkiyi kurmamıştır:
1) Türkiye için belki de bütün sorunların çözümünde kilit noktası olan anti-emperryalist mücadelenin özellikle, halk kitleleri açısından, somut örneklerle ve günlük yaşantıda fark edilmemektedir. meselenin halka maledilmesi yolundaki çabalar bundan ötürü zorlaşmaktadır.
Hak ararken, provokatörlerin ortalığı karıştırması, öğrencilere  mal edilip kargaşa ortamının suçluları ilan edilirler.
2) Türkiye'nin sorunlarını ilgilendiren öğrenci hareketleri, halkla bütünleşmenin yöntemlerini henüz bulmamıştır. Ali Çınar» bu durumu şöyle dile getiriyor: «Öğrencilerin yapısıyla kitlelerin yapısı anısında çelişme vardır. Bundan ötürü, halk öğrenci ilişkileri öğrencinin «halk gibi» olmasıyla gerçekleşmez. Zira halk, öğrencinin kendisinden değişik olduğunu bilmektedir. Aynileşme çabalarına kuşkuyla bakmaktadır, örneğin, köye giden arkadaşlarımıza köylüler, «bıyığını buraya gelirken mi bıraktın?» diye imâlı bir şekilde sormaktadır. Köylü, öğrenciyi kendisiyle aynileşmiş değil, ilgi- lenmiş görmek istiyor. Bir de, halka inmek deyimi ve tutumu yanlıştır, halkla işbirliği ancak belirli yörelerde ve belirli durumlarda sürekli bir beraberlik kurarak saflanabilir.» Gerçekleri de bu beraberlik ortak hareketlerde yaratılmaktadır. Bunun ilginç bir örneğini, Maçka Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi öğrenci Birliği Başkanı Ersin Kaya, şöyle anlatıyor: «Halkın günlük çıkarıyla ilgili bir mücadelede yardımcı olduğumuzda. aramda sağlam ilişkiler hemen kurulabiliyor. Biz gecekondusu polis tarafından yıkılmak istenenlere yardıma gittiğimizde polisle çatışıp dayak yediğimizde bu ilişkilerin nasıl kurulabildiğini gördük. Ancak gecekondulular bu isi pek sevdi: Polis yeniden geldiğinde Fakülteye telefon edip bizi çağırdılar, bizi adeta hazır kuvvet gibi polise karşı kullanmaya başladılar...»

AMAÇLAR VE «ARAÇLAR» 
Türkiye'nin sorunlarıyla ilgili öğrenci hareketlerinin halkla ilişkisi konusunda belki en önemli noktayı, kullanılan yöntemlerin halkın gözünde özellikle tasvip edilmemesi meydana getiriyor. Halk, çoklukla, kendisi yüksek öğrenim yapmamış, çocuğunu üniversiteye gönderecek maddi güce sahip olmamış bir kitledir. Halkın özlemini ve ezikliğini duyduğu bu hedefe ulaşmış olanlarını yani üniversitelilerin, onun hayalini dahi kuramadığı imkanlara sırt çevirmesini, boykot etmesini, halk, şımarıklık ve nankörlük şeklinde nitelemektedir. Yöntemler konusundaki bir başka tenkid, Türkiye'yi ileriye götürme kavgasının üniversiteyi boykot ederek yapılmayacağı şeklindedir, öğrencileri destekleyen üniversite çevreleri, üniver- sitenin sorunlarından ötürü boy- kot yapılmasını kabul etmekte, s'yas! amaçlı boykota genellikle karşı gözükmektedir. Son boykotlarla ilgili olarak İstanbul Üniversitesinin bâzı çevrelerinde belirtilen tereddüt ise meseleleri çok değişik ve belki de çok önemli bir açıdan ele alıyor. Boykot hazırlıklarına karşı çekimser olan, geçmişte ise öğrencinin hattâ önünde yer alan kimseler, aşınsa örgütlerinin bir topağına düşmekten, «birlik olmaktan» söz ediyor. Bu çevrelere göre, gençler, kendi amaçlarının tam karşısında olan sağcı güçlere bilmeden hizmet etmektedir. Sağcı bir askeri darbenin hayâli içinde olan bu tutucu güçler. Üniversitede kanlı karışıklıklar çıkartıp kendi amaçlarına hizmet edecek, faşist bir yönetimin ortamım hazırlamak peşindedir Bu amaçla Solcu kuruluşlar sürekli şekilde tahrik edilmekte, onların girişeceği harekete karşı da saldırı plânları düzenlenmektedir. öğretim üyeleri arasında da beliren bu görüş. Kanlı Pazar’ı ve Yıldız cinayetlerini yaratan güçlerin yeni hazırlıklar içinde olduğunu öne sürüyor. «Solun iyi niyetle başlatacağı öğrenci hareketlerin! aşırı safın adetâ teşvik ettiğini, sonra sola saldırarak kanlı ve tehlikeli bir ortam yaratacağını belirten bu çevreler, yeni boykotlardan bu sebeple yana olmadıklarını söylüyorlar

BU İŞİN SONU NE OLUR? 
İstanbul Üniversitesi, sessiz bir bekleyişin, hattâ sinirli bir havanın içinde, öğrenciler, arzuladıkları eğitimi görmeden ve özledikleri gençliği yaşamadan büyümenin huzursuzluğuna, telâşına düşmüş durumdalar. Genç öğretim üyeleri ise ders vermenin artık bir zevk olmaktan çıktığını, eğitim programlarının altüst edildiğini —sonuç olarak— hiç bir şey öğretemediklerini söylüyorlar.

Bir başka grup öğretim üyesi ise. (halen geçerlikte olan 115 sayılı kanuna göre ancak hafta da 10 saat dışarıda çalışma hakkına sahipken) üniversiteyi günde bir-iki saat, uğranılan bir ek görev gibi kullanmaktadır. Ya da, bilimsel niteliğini sınava çektikleri  bilim adamlarına, «yeterlilik belgelerini», kendilerine rakip olmayıp üniversiteye katılmayacakları ile ilgili söz aldıktan sonra vermektedirler. Öte yandan, gençlerin tepkileri çok değiştirilmiş ve karanlık amaçlara alet edilerek Türkiyeyi Yunanistan'a döndürmenin hayalleri kurulmaktadır. Ve sonuç olarak öğrenciler, temelde yüzde yüz haklı olan taleplerini karşılamaktan aciz bir sosyal yapının geçmişteki ve günümüzdeki kefaretini, yaşamadıkları gençlikleriyle ödemektedirler.
15.03.1970, Milliyet, Sayfa 4, İç Haberler
Düşünmek ve Paylaşmak Dileğiyle...
29 EKİM 2013

2 yorum:

  1. şuan da bile hiç değişen bir değişilik yok üniversiteler bilim yuvasından çok rantçıların yeri olmuş durum, yazık ki sunumuzda rantcıların elinde olacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten o zamanlar da yapılan bu uygulamların amaı gelecek nesillerin içini boşaltmak amacındaydı ve başarılı da olundu.

      Yorum için Teşekkürler
      Düşünmek ve Paylaşmak Dileğiyle...

      Sil

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.