Header Ads

Absürt bir Hikaye: Panter'li Aile

Bir zamanlar adı altında yazılmış absürd bir hikaye, ailenin yaptıkları ise tam bir absürtlük halleri.


Günümüzde baya bir popüler dizi olan shameless dizisini hatırlattı bana. Shameless dizisini bilen bilir olmadık saçmalıklara sahip İngiliz ailesinin hikayesini anlatıyordu. Daha sonra  tekrar çekiminde Amerikan ailesi olarak karşımıza çıktılar. Ailede her türden birey bulabilirsiniz. Alkolik ve üçkağıtçı bir baba'nın etrafında anneleri tarafından terk edilmiş çocukların hikayesi ama absürtlükte sınır tanımıyorlar.


 Absürtlük nedir? Absürt aileler gerçekten var mıdır? 

Dünyanın en absürd ailesi  Gallagher'ler






Hikayemizde ki ailede onlardan pek bir farklı değil keyifli okumanız dileğiyle.


Biz evde sekiz kişiydik. En yaşlımız dedem. En gencimiz ise bir buçuk yaşında ki kardeşimdi. Ben. dört çocuktan en büyükleriydim. Ama ailede be eni hiç sevmezlerdi. Bir tek babam, ara sıra sigara aldırmak için dışarıya yolladığı zaman yaranmak için, yanağımı iki parmağının arasına alarak 
- yaramaz oğlum benim. diye gülümserdi. 

Yegane şefkat kaynağım babam bile menfaati olduğu zaman yüz gösteriyordu.| Bana bu düşmanlığın nereden geldiğini çok iyi biliyordum ama kabul etmek de istemiyordum. Altı yaşındayken kardeşimin koyununu kıl testeresi ile kesip bir çuvala koyarak dereye atmam vahşetten ziyade, evde fazla şımartılmış olmam dan ileri gelebilirdi ancak.

Dedem en çok küçük kardeşimizi severdi. Hakikatten de en sevimlimiz o idi fakat ben ne zaman kardeşimin yanına yaklaşıp onu sevecek olsam dedem Koltuk altından gayet seri bir hareketle tabancasını çekip bana doğru çevirir ve,

—Kıpırdama yakarım. Ufacık çocuğa elleme, bak yavrucak ne şirin. O evimizin neşesi. Diyerek beni olduğum yere mıhlardı.

Gördüğünüz gibi sayın okuyucular, ailede gün içi karşılıklı sevgi, itimat ve şefkat ile geçiyordu. Bizi bir arada tutan. Allah'ın biz insanlara bahşettiği bu ulvi hislerdi.

Size ailemizin diğer fertlerinden de bahsedeyim biraz.
Görüntü Celal Tan ve Ailesinin  Aşırı Acıklı Hikayesinden
Babamı hepimiz severdik. O, icabında yumuşak, icabında sert, iyi bir insandı. Kimseyi kırmak istemez, makul karşılarsa bir dediğimizi iki etmezdi. Babam gençliğin de şaki imiş sonradan o yorucu işi terketti. Kendini morfin ve beyaz zehir kaçakçılığına vermiş. Hâlâ da bu işi ile meşgul bulunuyordu, işten dönünce bize neler getirirdi. Boy boy enjektörler zevkle paketlenmiş eroinler daha neler neler. Evin içinde kimse ona «Şaki Baba» veya "Kaçakçı" "Morfinman" diye hitap etmezdi. Bütün kardeşler onu "cici baba", "efendi baba" diye çağırırlardı. Bunun için annem bize her ay net 35 lira sayardı.
Size dedemden bahsetmeden geçemem. Eve ait hatıralarımı anlatmamın sebebi de zaten dedemdir.

O uyurken çıt çıkaramazdık. Zira ak sakallı elma yanaklı bir ihtiyarcık. Günün yoğunu tütün sarmak ve hatim indirmekle geçirir, boş vakitlerinde bir de pazar günleri, yanına benim iki yaş küçüğümü alarak ava çıkardı. Akşama doğru — Of yoruldum diye gelir, mahmuzlu çizmelerini bize çekti tir, dolu tüfeğini baş ucuna dayı yarak derin bir uykuya dalardı.

O uyurken çıt çıkarmazdık. Zira dedemin şakası yoktu ve attığını vururdu.

Sizlere, benden üç yaş küçüğümle babaannemden bahsetmedim. Onlar beraberce bahçenin bir ucun daki bahçıvan kulübesinde kalırlardı. Babaannem dedemle evlendiğinin ilkbaharında ufak bir münakaşa sonunda, kulübeye taşınmış 46 yıldır o şirin bahçıvan kulubesinden ayrılmamış. Yalnız bayramlarda ve mühim günlerde gelir. Bize portakallı şekerler, keçi boynuzları getirirdi. Hepimiz 1 Temmuz 1962 Kabotaj bayramı, «20 Aralık 1522 Rodos’un fethi», «3 Ağustos 1914 Almanya'nın İngiltere’ye harp ilanı yıl dönümlerini gözlerdik. Babaannem beş vakit namazını bizde kılar, ramazanda iftarı bizde yapar ve bütün sene abdestini bizim helada bozardı.



Annem ile babam misafir perverdiler. Biz çocuklar da misafirden hoşlanırdık ama çok seyrek misafir gelirdi. Dedemden çekindiklerini de söyleyemezlerdi. Halbuki dedem misafir geldi mi onlara harp hikayelerinden anlatır, hala bozulmamış sesiyle kahramanlık türküleri mırıldanır, varsa çocuklarına şeker, kuruyemiş verirdi. Fakat sululuğu asla affetmez, çeker vururdu. Hiç unutmam bir gün kendi halinde ihtiyar bir karı koca oturup dertleşmeye gelmişlerdi. Annem onlara halis yemen kahvesinden pişirip, nadir kullandığı gümüş takımlar içinde getirmişti. Annem «buyurun» demeden kahveye uzandı diye, sessizce koynundan sıyırdığı menemen bıçağını ihtiyar kadıncağızın sağ koltuk altına fırlattı. Sonradan buna çok pişman oldu ama kocasını da kan gütmesin diye bir punduna getirip temizledi. Olaya kaza süsü vererek 37 gün «başkalarının huzurunu bozmak ve yaşamasına, mani olmaktan hapiste yattı.


Bizim ev pazar günü görülmeye değer. Annem herkesin sevdiği yemekler, tatlılar yapar, meyveler alır. Babaannem torunlarına kuru yemişler, kurabiyeler sırtlanır gelir. Babamın muamelesi daha naziktir. Arada biz şaka bile yapar. Islıkla bir şarkı tutturur, kardeşlerimle oyunlar oynar. Ben de elimden geldiği kadar evin neşesine uyarım. Dedem pazar olduğu için, evvelce de söylediğim gibi iki yaş küçüğüm ile vahşi hayvan avlamak için evin yamacındaki küçük fidanlığa gider. Dedemin ne avlıyacağını kestirmek güç olmakla beraber en çok, nadir bulunan bir cins Afrika panteri aradığını bilirdik. Her seferinde de hemen hep eli boş döner veya topal bir kırlangıç, o olmazsa kör bir bıldırcınla eve gelir, usta avcı pozlarını takınarak kapıdan anneme 
— Bunları bir güzel tava yap da çoluk çocuk av eti tatsınlar diye bağırırdı. O pazar avdan öğleye doğru döndü. Hepimiz biraz kayıtsız, biraz merak ile dedeme döndük. Dedem iki büklüm (dedem iki büklümdü) bastonuna dayanmış, bembeyaz top sakalını sıvazlayarak ve kısık bir sesle 
—«su» diye inledi. 
Dizlerinin bağı çözülür gibi yere yığıldı. Halsiz ihtiyarı yavaşça yatağına yatırıp çizmelerini çekip, yakasını gevşettik, tüfek, tabanca ve saldırmasını üzerinden alarak istirahate bıraktık. O sırada kulağımıza evin kapısı önünden bir kükreme geldi. Kulaklarımıza inanamadık. Ses bir daha duyulunca dedem doğruldu, gözlerini araladı yavaş yavaş konuşarak 
— Panteri kapıya bağladım, Salarsanız vururum diyerek yastığının altından silahını çekti.


Günler birbirini kovalayıp gidiyordu. Panter yanına yaklaşanı parçaladığı için ona uzaktan ekmek kırığı, bisküvi parçaları atı yorduk. Misafirin ayağı tamamen kesilmişti. Postacı eve kadar gelemediği için o bile mektubu posta ile yolluyordu.Bekçi elektrikçi, sucu gelemez olmuştu. Hayvanın şerrinden kurtulmak için konu komşu birer ikişer civar kasaba ve köylere göç ediyordu.

Panter en çok babaannemden çekinirdi. Babaannem hayvanın yanına gidip bastonunu vuracakmış gibi bir kaldırır, hayvan geri çekilerek gözlerini kırpıştırır ve köşesine gider, kıvrılır yatardı. Kasaba kısa zamanda tahliye olunca bu belediyenin dikkatini çekti, Bizim aileyi dağıtıp, panteri de dinamitle attılar.

Mehmet ÇAMEL ANKARA

Hiç yorum yok

YORUM BIRAKMAK DÜŞÜNMEK VE PAYLAŞMAK İLE İÇ İÇEDİR. LÜTFEN DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ PAYLAŞIN. YORUMLARINIZLA DAHA ÇOK PAYLAŞILALIM.

www.nerdenduydun.com. Blogger tarafından desteklenmektedir.